| CİNSEL EĞİTİM: Ne zaman ve
nasıl?
ALİ ÇANKIRILI
Anne babaların çocuk eğitiminde en çok
zorlandığı konuların başında cinsiyet eğitimi geliyor. Bunun iki
sebebi var. Birincisi, konuya yetişkin gözüyle yaklaşma. İkincisi,
cinsiyet eğitimini üreme bilgisinden ibaret zannetme. Bu iki hatalı
yaklaşım, anne babaların işini zorlaştırıyor.
Aslında, cinsiyet eğitimi zannedildiği kadar
zor bir mesele değildir. Birinci hatalı yaklaşımı bir hadis-i şerifle
çözeceğiz. Peygamberimiz(a.s.m.) "Çocuğu olan onunla çocuklaşsın"
buyuruyor. Burada ‘çocuklaşmak’tan kastedilen olaylara çocuk gözüyle
yaklaşmak, yani psikolojideki ifadesiyle empati yapmaktır. Esasında
insanları anlamanın yolu da empatiden geçer. Bir insan bizimle
konuşurken veya tartışırken onu anlamanın en kolay yolu kendimizi o
insanın yerine koymaktır.
Çocuğun yedi yaşına kadar yaratılışa,
üremeye, cinsiyet farklılıklarına ve doğuma ait soruları cinsel
tecessüsten uzak, tamamen öğrenmeye yönelik, masum sorulardır. Çocuk
nazarında "Ben dünyaya nasıl geldim?" sorusu ile "Bu uçak havada nasıl
duruyor, neden yere düşmüyor?" sorusu arasında fark yoktur.
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, cinsiyet
eğitimi üreme bilgisinden ibaret değildir. Üreme bilgisi, cinsiyet
eğitiminin sadece bir alt başlığıdır. Oysa toplumumuzda cinsiyet
eğitimi cinsel ilişki ve üreme bilgisinden ibaret zannedildiği için,
gençlere ancak evlilik hayatına adım attığı güne gelindiğinde cinsiyet
bilgisinin verilmesi gerektiği düşünülür. Ki, o vakit geldiğinde bu
bilginin veriliş biçiminin çirkinliği, kabalığı, uygunsuzluğu da
cabası! Oysa, vaktiyle sorduğu sorulara ölçülü ve makûl bir cevap
verilmemiş çocuklar ve gençler, meraklarını başka kanallardan cevap
arayarak gidermeye çalışırlar. Sonuç, sorusuna ilgili yaşta aklının
alabileceği, ruh sağlığını da bozmayacak şekilde cevap verilse
rahatlayacak olan çocuğun, arkadaş çevresinin veyahut uygunsuz
yayınların eline düşüp yalan-yanlış bir sürü şey duyması ve bunun
çocukları gerek bedenen, gerek mânen deformasyona uğratmasıdır.
Öğrencilerin ekseriyetini dindar aile
çocuklarının oluşturduğu bir kolejde görev yaptığım yıllarda tuvalet
duvarlarında ve kapılarında öyle çirkin yazılara ve küfürlere
rastlıyordum ki, şaşırmamak elde değildi. Bunun bir tek açıklaması
vardı: Bu çocuklara aileleri tarafından yeterli ve sağlıklı bir
cinsiyet eğitimi verilmiyordu! Bir meseleyi görmezden gelerek veya yok
sayarak sorumluluktan kurtulamazsınız. Eğer bu mesele ruh sağlığıyla
yakından ilgiliyse ve bazı çevrelerce istismar edilip gençler kolayca
tuzağa düşürülüyorsa—ki öyledir—anne baba ve eğitimci olarak
sorumluluğumuz daha da ağırlaşıyor demektir.
Cinsiyet Eğitimi Doğumdan İtibaren Başlar
Konferanslarımda, katıldığım radyo ve
televizyon programlarında ana-babaların sıklıkla sorduğu soru şu:
Çocuklarımıza ne zaman cinsiyet eğitimi vermeye başlamalıyız? Cevabım:
Doğumdan itibaren. Bu cevap soru sahiplerini şaşırtıyor elbette. Evet,
tekrar ediyorum, cinsiyet eğitimi doğumdan itibaren başlar.
Bir annenin yeni doğan bebeğin altını
temizlerken hoşnutsuzluk göstermesi, yüzünü ekşitmesi daha ilk günden
itibaren çocuğa cinsel bölgenin tiksindirici birşey olduğunu telkin
etmektedir. Bebek, vücudunu tanımak için ayaklarına, başına,
kulaklarına dokunduğu gibi; cinsel organına da dokunur. Bunun tuhaf
hiçbir yanı yoktur. Eğer bebek cinsel organına dokunduğu sırada anne
bebeğin eline vurur veya elini tutup zorla cinsel bölgeden
uzaklaştırırsa, yine olumsuz kanaatler edinmesine sebep olacaktır. Çok
kere çocukların cinsel organlarıyla oynadığını gören anne ve babaların
sert tepki gösterdiğini, "Çek elini oradan, ne kadar ayıp!" dediğini
görmüşsünüzdür. Bu, çocuğun hak etmediği bir ayıplamadır. Anne baba,
bu davranışı yasaklama yerine, sebepleri üzerinde durmalıdır. Çocuk
neden elini cinsel organına götürür? Temizlik ihmalinden dolayı
çocuğun cinsel organı mantar kapmış olabilir. Bu da kaşıntıya sebep
olacağından, çocuk farkında olmadan elini cinsel organına götürür.
Yine çocuklar oyuna daldığı zaman tuvalet ihtiyaçlarını unuturlar.
Çünkü oyun çocuğun en ciddi işidir. O ciddi işi bırakıp tuvalete
gitmezler, ellerini cinsel organlarına bastırarak tuvalet
ihtiyaçlarını ertelemeye çalışırlar.
Anneler, cinsiyet eğitiminde en büyük
yanlışlığı çocuğa tuvalet alışkanlığı kazandırmaya çalışırken
yaparlar. Çocuğun altını temizlemekten ve bez değiştirmekten kurtulmak
için baskı uygularlar. Bu baskıya uymayan çocuğu ayıplayarak, tehdit
ederek, korkutarak veya ceza vererek amaçlarına ulaşmaya çalışırlar.
Başvurdukları bu araçlar fıtrata ve çocuk onuruna aykırı olduğu için
işleri daha da zorlaşır. Normal olarak bir çocuk, fiziksel ve sinirsel
gelişimine paralel olarak, tuvalet kontrolünü gündüzleri 2-3
yaşlarında, geceleri 4-5 yaşlarında kazanabilir. Bundan önce yapılacak
zorlamalar çocuğu güç durumda bırakır. "Yine mi altına kaçırdın, pis
çocuk! Bir daha çişini haber vermez, altına kaçırırsan pipini
yakarım!" gibi suçlayıcı, küçük düşürücü sözler çocuğun cinsel ve
boşaltım organlarından nefret etmesine, aşağılık duygusuna
kapılmasına, vücudundan utanmasına sebep olacaktır. Bu da, ilerleyen
yaşlarda değişik cinsel sapmalara zemin hazırlayabilir.
Cinsiyet Eğitimi Sırasında Yapılan Yanlışlar
Sevginin açamayacağı kapı yoktur. Sevgi,
eğitimin sihirli anahtarıdır. Allah, en vahşi hayvanlarda bile, bebek
ana rahmine düştüğü andan itibaren hormonlar eliyle anneye sevgi ve
şefkat depolar. Bebeğini sevmeyen bir anne düşünemiyorum. Ancak bazı
anneler eğitim eksikliği, ailevî problemler ve geçim sıkıntısı
yüzünden bebeklerine sevgilerini ifade edemezler. Bir çocuk
sevildiğinden ve kendisine değer verildiğinden emin değil ise, emin
oluncaya kadar koyduğunuz kuralları çiğnemeye ve sizinle çatışmaya
devam edecektir.
Çocuğun cinsiyet eğitiminde anne babaların
birbirlerine karşı davranışları da çok önemlidir. Evlenme yaşına
geldiği halde bir türlü evlenmeye razı edilemeyen genç bir kızımızla
yaptığımız görüşmede, kocası tarafından devamlı horlanan, küfür ve
dayağa muhatap olan bir anne modelinin genç kızda evliliğe karşı
olumsuz duygular kazandırdığını ortaya çıkarmıştık.
Çocuğunuzu Yatağınıza Almayın
Anne-babaların çocuğu yataklarına almaları ve
bunu alışkanlık haline getirmeleri kesinlikle yanlış bir davranıştır.
Anne baba ile aynı yatağı paylaşmaya alışan bebeklerde bağımlılık
duygusu devam etmekte ve kişilik gelişimleri gecikmektedir. Olayın bir
de cinsel mahremiyet boyutu var. Çocuk her zaman uykuda olmayabilir.
Gözü kapalıdır, ama uyumuyordur. Uyumayan çocuk anne-babanın mahrem
konuşmalarına ve ilişkilerine kulak misafiri olabilir. Yahut âniden
uyanabilir. Her iki halde de cinsel mahremiyet zedelenmekte, çocuğun
cinsel ilişki hakkında yanlış kanaatler edinmesine ve çocuğun ruh
sağlığının bozulmasına sebep olunmaktadır.
Anne babalara bebeği yataklarına almamalarını
ve dört yaşından sonra da odasını ayırmalarını tavsiye ediyoruz. Aynı
odayı paylaşan çocuklarınız varsa, ön ergenliğe ulaşan (13-14 yaşına
gelen) çocuğun odasını da ayırmalısınız. Kişilik gelişiminde
mahremiyetin önemi büyüktür. Sizin odanız nasıl mahrem ise, gencin
odası da mahremdir. Kapıyı vurmadan odasına girmemeli; çantasını,
çekmecelerini, ceplerini, cüzdanını, hatıra defterini
karıştırmamalısınız.
Çocuğun Sorularına Cevap Vermek Zor Değildir
Cinsiyet eğitiminin güçlüklerinden biri de
anne-babaların çocukların sorularına nasıl cevap vereceklerini
bilememeleri. Bunun da sebebi, olaya yetişkin gözüyle bakmaları. Çocuk
uzun açıklamalardan ve detaylardan hoşlanmaz. Siz, bir soruyu bilimsel
olarak detaylarıyla anlatmaya başladığınız an, çocuk sıkılıp başka
şeyle meşgul olmaya başlayacak, belki sorusunu bile unutacaktır.
Cevaplarınız çocuğun seviyesine göre, kısa ve anlaşılır olmalıdır.
Çocuğunuz cinselliğe ait bir soru sorduğunda
telaşa kapılmanın, kızarıp bozarmanın veya konuyu değiştirip onu
atlatmaya çalışmanın bir yararı yoktur. Böyle yaptığınız takdirde
çocuk cinselliğe ait konularda size soru sormayacak, bu ihtiyacını
başka kanallardan gidermeye çalışacaktır.
Çocuklar bazen oyun oynarken odanın kapısını
kapatır, yaptıklarının görülmesini ve konuştuklarının duyulmasını
istemezler. Kapıyı kapattıkları zaman, ihtimal, anne-baba oyunu
oynamakta, veya gördükleri-duydukları şeyleri anlatmaktadırlar. Böyle
bir durumla karşılaşırsanız, telaşa kapılıp odalarına girmeyin. Bu
davranışınızla onlara güvenmediğinizi göstermiş olursunuz. Eğer
çocuğunuza sağlıklı ve doğru bir eğitim veriyorsanız korkmanıza gerek
yoktur.
Çocuğun cinselliğe ait sorularına cevap
vermenin zor olmadığını söylemiştik. Burada esas olan, çocuğun
sorularına cevap verirken takınacağınız tavırdır. Eğer cevap verirken
yumuşak bir ses tonu kullanır, rahat hareket ederseniz, çocuk da
kendisini rahat hissedecektir. Bunu bir örnekle açıklığa kavuşturalım.
Diyelim ki, çocuğum bana "Baba ben nereden geldim?" şeklinde bir soru
sordu. Cevabım aşağı yukarı şöyle olurdu: "Bir çocuğun olabilmesi için
anneye ve babaya ihtiyaç var. Annesiz babasız çocuk olmaz. Anne ve
baba çocuk sahibi olmak istedikleri zaman birlikte dua ederler.
‘Allah’ım bize bir bebek ver!’ derler. Allah da onların duasını kabul
ederse, annenin karnına minicik bir bebek koyar. Bebek burada büyümeye
başlar ve annesinin sütünü emecek kadar büyüdüğü zaman kımıldayarak
anneye haber verir. Baba anneyi hastaneye götürür. Orada doktorun ve
ebenin yardımıyla anne bebeğini doğurur." Eğer hastanenin, doktorun ve
ebenin görevini merak ederse kısaca açıklarım. Yine, "Bebek nereden
çıkar?" şeklinde bir soru sorarsa, Allah’ın anneleri buna göre
yarattığını, doğum sırasında Allah’ın annelerin karnına bir genişlik
verdiğini, bebeğin bu şekilde doğduğunu söylemekte bir mahzur yoktur.
Anlattığımız şeyler basit ve doğru bilgiler olmalıdır.
Çocuklar erkeğe ve kadına ait cinsiyet
farklılıklarını da merak ederler. Bir kız çocuğu, erkek kardeşinde
olan şeyin kendisinde niye olmadığını sorabilir. Bunun bir eksiklik
olduğunu veya Allah tarafından cezalandırıldığını düşünebilir. Böyle
bir soru ile karşılaşırsak, anne ve baba rollerine gönderme yaparak
açıklamayı kolaylaştırabiliriz. Eğer daha önce yukarıdaki soruyu
cevaplamış isek işimiz daha da basitleşir. "Kardeşinde olan şey sende
yok; çünkü Allah kız çocuklarını büyüyünce anne olabilmesi için erkek
çocuklardan farklı şekilde yaratır" cevabı yeterlidir. Bebeğine süt
emziren bir kadını, meselâ kendi annesini gördüğünde soracağı muhtemel
sorulara da, yine annelik rolünü açıklayarak cevap verebiliriz:
"Annelerin göğüsleri babalarınkinden farklıdır. Allah bebeklerin
beslenmesi için anneleri öyle yaratmıştır. Çünkü bebekler daha küçük
oldukları için yemek yiyemezler, annelerinin sütünü emerek büyürler"
şeklindeki bir cevap çocuk için pekâlâ ikna edici olacaktır.
(Çocukların sorabilecekleri bütün soruları
burada sıralamamızın ve cevaplamamızın imkânsız olduğunu takdir
edersiniz. Sorularınızı e-mail adresime yazdığınız takdirde cevaplaya
çalışacağım.)
Sağlıklı Bir Gençliğin Temeli Çocuklukta
Atılır
Çevrenin, medyanın, arkadaş gruplarının
cinsel kimlik üzerindeki etkisi inkâr edilemez. Çocukluğunda anne-baba
ile sağlıklı bir iletişim kuramayan gençler, kolayca çevrenin ve
arkadaş grubunun etkisinde kalırlar. Gençlik ve moda dergileri,
televizyon, sinema ve internet, elbirliğiyle çocuğunuzu sizden
koparırlar. Bizi arayarak, "Çocuğum kötü arkadaşların kurbanı oldu,
geceleri eve geç geliyor, bizi dinlemiyor, herşeye kızıyor, bizi geri
kafalı ve baskıcı buluyor" diye yakınan anne-babaların sayısı az
değildir. İyi bir eğitim almış, sevilen ve kendisine değer verilen
aile çocukları kolay kolay kötü arkadaş seçmezler. Çünkü aileden
aldıkları eğitim onlara güçlü bir güven duygusu kazandırmıştır.
Arkadaşı tarafından ailesinden aldığı terbiyeye uymayan bir teklifle
karşılaştığı zaman ‘hayır’ demesini bilecek, ısrarı halinde onunla
ilişkilerini kesecektir.
Hata yapmayan insan yoktur. Öyleyse, hata
yapmayan çocuk da olmayacaktır. Çocuklarınız hata yapacak, ona
öğrettiklerinizi deneme-yanılma yoluyla pekiştirecek veya yeni birşey
öğrenecektir. Meselâ, anne babanın odasına kapıyı vurmadan ve "Gir!"
sesi duymadan girilmeyeceğini öğreteceksiniz; ancak ola ki çocuğunuz
dalgınlık eseri odanıza kapıyı vurmadan girebilir. Diyelim ki siz de o
sırada çamaşır değiştiriyorsunuz. Çocuğa bağırıp çağırmadan mahrem
yerlerinizi örtün ve sakin bir sesle Rabbimizin kapalı odalara kapıyı
çalarak vurmamızı istediğini, buna uygun davrandığımızda Allah’ın bizi
daha da çok seveceğini hatırlatın.
Bilhassa ergenlik çağındaki çocuklarınızla
çatışmak istemiyorsanız, onlara güvendiğinizi, değer verdiğinizi ve
bütün huylarına rağmen onları sevdiğinizi söz ve davranışlarınızla
göstermelisiniz. "Biz senin yaşında iken..." diye başlayan nasihatler
kadar genci sıkan birşey yoktur. Gençlerle konuştuğum ve anne babaları
hakkında en çok neden şikayetçi olduklarını sorduğum zaman, aldığım
cevapların başında, "Annem babam bana güvenmiyor" gelmektedir. Diğer
şikayetlerini de şöyle sıralıyorlar: "Bana hep çocuk gözüyle
bakıyorlar, büyüdüğümü kabul etmiyorlar, arkadaşlarımı beğenmiyorlar,
görüşlerime değer vermiyorlar, herşeyime karışıyorlar, kendilerinin de
yanılacaklarını ve yanlış yapacaklarını kabul etmiyorlar, beni
sevmiyorlar."
Çocuklarınızı duygusal olarak kendinizden
uzaklaştırmak istemiyorsanız onlara karşı hoşgörülü, yumuşak, sabırlı
ve sevecen olmalısınız. Onlara zaman ayırmalı, onları dinlemeli, her
sıkıntılarında arkalarında olduğunuzu hissettirmelisiniz. Sevabıyla
günahıyla, doğrusuyla yanlışıyla onlar sizin çocuklarınız.
Zafer Dergisi alicankirili@hotmail.com |