ANA BABA HAKLARI

Ey Hak Yolcusu!

 Allah hakkından sonra, en büyük hak ana baba hakkıdır. Bir evlât için, ana-baba hakkının önemini bilmek ve öğrenmek elbetteki başta gelen vazifelerdendir. Âyet-i kerimelerde ve Hadis-i şeriflerde ana-baba hakkının ehemmiyeti üzerinde önemle durulmuş ve bu haklar evlâtlara bir bir öğretilmiştir.

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de:

“Ana ve babana ‘üf’ bile deme.” Buyurmuştur.

Yine Cenab-ı Hak; buyurmuştur ki:

“Biz,insana, ana ve babasına iyilik yapmasını emrettik.”

“Annesi onu, binbir zorluklar içinde karnında taşımıştır.

“sütten kesilmesi iki sene sürmüş, (yani iki sene annesinden süt emmiştir).”

“İnsana, bana ve ana-babana şükret, dönüşün banadır.” Diye emrettik(Lokman suresi).

Ey Kardeş!

Bu ayetteki açıklama bile kâfi diyebiliriz.

Çünkü manası çok açıktır. Annenin çekmiş olduğu çileler evlâda hatırlatılmaktadır ve onlara karşı en küçük bıkkınlık ifade eden anlatılan “üf” diyemez olduğunu anlatacağız. Çünkü onların hakkının ve hizmetinin büyüklüğünü her an düşünebilir açıklamalar getireceğiz.

         Birkaç cümlelik bir açıklama ve hatırlatma ile annelik ve babalık şerefine eren o muhteremleri şöyle dile getirelim.

 ANA İSMİYLE İSİMLENMİŞ DEVLETLİ

 Analık şerefi gibi ulvi ve yüce bir şerefe mazhar olmuş o değerli varlık, kıymetli ve bahtiyar kadın, mübarek,  muhterem ve saygıdeğer ana....

Hep niyeti “Evladım yetişip büyüsün, büyük adamlar olsun” olmuş.

Bin bir zorluklarla, zahmet ve meşakkatlerle, anlatılamaz çile ve ıstıraplar çekerek onu (evladını) dokuz ay karnında taşımış , ölümle yüz yüze  pençeleşerek, ölüme meydan okuyarak hayat pahasına da olsa, onu (evladını) doğurmuş dünyaya getirmiş ... İki sene  süt vermiş, kanı süt olmuş, kanını  verir gibi, iki sene seve seve sütünü vermiş. Senelerce hiç iğrenmeden “üf” bile demeden altını temizlemiş. Ama hiç bıkmamış usanmamış.

         Gençliğini, güzelliğini, taze ve zindeliğini, cıvıl, cıvıl neş’esini, sağlığını, sıhhatini, güç ve kuvvetini!... Tek kelime ile tüm hayatını evlâdına vermiş, kendisi bitmiş tükenmiş!.

Ama hiç pişman olmamış, hep seve seve benliğinden vermiş. Evladıma hayatım feda olsun demiş.

         Ömrü boyunca evlâdı için göz yaşı dökmüş, hasret ateşi, ayrılık nârıyla yüreği yanmış tutuşmuş, gözlerinden yaş yerine kan dökmüş!. Tek amacı evladım rahat olsun imiş.

         Geceleri tatlı uykusunu tek etmiş, yavrusuna ninniler söylemiş, rahat ve huzurunu seve seve feda etmiş. ... Yavrusu ağlayacak olsa kalbi annelik şefkâtiyle ıstırap ateşine düşmüş! .. nur gibi yüzü, evlat sevgisiyle, evlat düşünce ve endişesiyle hazan yaprakları gibi sararmış ve solmuş!...

         Selviler gibi boyu, o güzel endamı evlatcılık yükü ve derdiyle iki büklüm olmuş; o selviler misali dik beli iki büklüm olmuş, kamburlaşmış’... Artık hayatı bitmiş tükenmiş.. Zayıf, yorgun, bitkin düşmüş... Gücü kuvveti tükenmiş. !... Artık şimdi, yardıma muhtaç bir çocuk gibi küçülmüş de küçülmüş!... Yardıma, hizmete muhtaç çocuk misali olmuş. Çocuklaşmış.. Şimdi artık hizmet edilme sırası ona gelmiş. Şimdi hizmet etmek sırası ve nöbeti evlâda gelmiş...

BABA İSMİYLE İSİMLENEN DEVLETLİ

Evet YA BABA!

         O muhterem saygıdeğer adam. Kıymetli ve değerli varlık, mübarek ve bahtiyâr adam.

Onun, hakkı ödenir cinsten midir?.

         “Evladım, birircik yavrum rahat etsin, büyük adamlar olsun diye kışta, kıyamette, yağmurda yaşta, çamurda karda kışta, fırtınada rüzgarda, hiç yorulmadan, bıkmadan usanmadan evladım büyüsün adam olsun diye çalışan, çabalayan. Arslanlar gibi, selvi boylu baston misali bükülüp kamburu çıkmış.!.... Artık gücü kuvveti bitmiş, tükenmiş!... O büyük adamın, o fedakar, çilekeş babanın hakkı ödenir mi?.

 VARLIKLARI BİR NİMETTİR.

 Ey Kardeş! İşte bu gerçeğe ışık tutan bir Hadis-i Şerif. Sağ olan ana-baba, bir evlat için nasıl bir değer taşıdığını öğrenmemiz için şu kısacık, iki kelimelik hadis-i Şerifi bellememiz dahi yeterli olabilir. Anne ve babanın değeri bir evlat için neymiş? Kârı, kazancı ne olabilir. Anne ve babası sağ olan evlâdın? İşte Hadis-i Şerif buyurmaktadır.

“Ey İnsan! Anne ve baban, senin cennetin veya cehennemindir.”

         Yani eğer anne ve babana hizmet eder, onların sağlığından yararlanıp onlara hizmet edip onların hayır dualarını alırsan cennetliksin. Onlara hizmet ederek cenneti satın aldın demektir. Bu hizmetine karşılık, onlar senin cennetindir.

         Fakat onlara, hizmet etmeyip tam tersi  isyan edersen, onların hayır duasını alamazsan cehennemliksin, onlar senin cehennemindir.

         Şu halde anne ve babaya iyilik edip layıkiyle onlara hizmet ederek Allah’ın rızasını kazanan evlat , cennete gidecektir.

CENNET VE CEHENNEMDİR

Bir adam gelerek, resûlullah(s.a.v) Efendimizden annne ve babanın evlâdı üzerindeki durumundan sordu. Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimiz:

“-Onlar (anne ve baban senin) Cennetin veya cehennemindir.” Cevabını buyurdular.

         Evet Ey Dost! Bunun açıklaması da yukarıdaki satırlarımızda geçmişti. Aklı başında olan, sâlim kafa ile düşünebilen bir evlât için gaflette olması, hiç de kârlı, kazançlı bir durum değildir. Gaflet bir müslümana yakışmaz. Gafletin zararı büyük olur. Anne ve babasının sağlığına yetişip de onlara hizmet ederek cennete giremeyen bir evladın cidden kaybı zararı çok büyüktür.

Ey kardeş!

Ana ve Babanın hakkını ödeyerek Cenab-ı Hakkı mennun etmek istiyorsan şu aşağıya yazacağımız maddeleri bellemeye çalış.  Bu maddeleri bellersen, gereği gibi öğrenirsen, o zaman anne ve babana karşı nasıl davranacağını bilmiş olursun. Ve kendine yakışacak bir yol tutman da kolay olur. Şimdi gelelim yapmakla görevli olduğumuz maddelere.

·        Onlara yedirmek,giydirmek.

·        Onlara güzel güzel hizmet etmek,

·        Çağırdıklarında hemen koşmak,

·        Günah olmayan istek ve emirlerini yerine getirmek,

·        Hiç önlerinde yürümemek,

·        Onların isteklerini kendi nefsin önünde tutmak,

·        Onlara karşı daima tatlı ve yumuşak sözlü olmak,

·        Onlara karşı kaba ve kırıcı sözler konuşmamak,

·        Beş vakitte onlar için dua etmek ve bu dua haklarının ödenmesine bile sebeptir.

·        Ticaret ve nafile ilim seferlerinde onların rızasını almak, rıza göstermezlerse seferleri terk etmek gerekir,

·        Babaya tazim saygıda ileri tutmak,

·        Hizmet ve vermede anneyi ileri tutmak,

·        Anne ve babaya âsi iken onlar ölse sonra onlar için istiğfar ve dua etmelidir,

·        Onların ruhları için Kur’an okumalı ve okutmalı, sadaka vermelidir.

·        Cuma ve bayram günlerinde kabirlerini ziyaret etmelidir.

·        Hayır yapıp sevabını ana  babasının ruhlarına hediye ederse, aynı sevab kendisine de verilir.

Ey hak İçin Kardeş! Her aklı başında olan bir müslüman şu yazmış olduğumuz 15-16 kadar olan bu esasları yerine getirmekle zorunludur.

         Bir babanın 9-10 evladı besleyip büyüttüğünü, bunca evlada gül gibi baktığı herkesçe

Bilinen bir gerçektir. Fakat öbür taraftan 9-10 evladın bir babaya bakmadığı, layıkıyla bakamadığı da görüle gelen acı gerçeklerdendir.

         Anne –babasına hizmet ederek cennete giden nice bahtiyarlar olduğu gibi biricik anne ve babasına gerekli hizmet ve iyiliği yapmayan ve yapamayıp da cehenneme giden ve cehenneme odun olan nice bedbaht evlatların bulunduğuda bir gerçektir.

         Dünya var oldukça cennet ve cehennemlik evlatların bulunacağı bir gerçektir.

         Dinin görevi insanoğluna nasihat etmek ve cehennemin bulunduğunu hatırlatmaktır.

         İsteyen dindar yaşar, cennete gider, isteyen dinsiz yaşar ve ahlaksız  yaşar, cehenneme gider. Herkes hürdür. İstediği yola gidebilir.

ALLAH HAKKI-İBADET

“Rabbin yalnız ve yalnız, ancak kendisine ibadet etmenizi(tapmanızı) emir ve irade buyuruyor.”

Evet Ey Dost! İbadet, yalnız ve yalnız Allah’ın hakkıdır. Allah’tan başkasına ibadet edilmez.İbadet, ancak ve ancak Allah’a yapılır. Allah’ın rızası kazanılması için ibadetler, iyilikler yapılır. Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanmak için yapılır. Bu işlerde Allah’a ortak tanımanın, şirk koşmanın en büyük günahlardan olduğunu biliyorsun sanırım.

         Cenab-ı Hak, bu ayeti kerimesinde, ibadetin ve ibadetlerin, bir ve tek olan Allah’a yapılacağı ve yapıldığı inanç ve itikadını artık gönüllere yerleştirdikten sonra, Allah’ın varlığını ve birliğini canu gönülden kabul eden ve inanan iman sahibi kullarına ikinci vazifeyi yerine getirmelerini emrederek bildirmektedir. İkinci vazifede anne ve babaya iyilik etmektir.

2-ANA VE BABA HAKKI

 Evet ey Kardeş! Ayet-i Kerime’de ana-baba hakkı daha geniş bir şekilde bildirilmektedir.

a.”ve Rabbin, anne ve babanıza iyilik etmenizi (onlara karşı iyi davranmanızı ) emrederek irâde buyurdu.

b. “Şayet onlardan(anne –babadan) biri veya her ikisi birden, senin yanında ihtiyarlıyacak(yaşlanacak) olursa, onlara karşı sakın “öf” bile demiyesin Onları azarlamayasın. Her ikisi de tatlı söz (sözün tatlı ve yumuşağını, gönül alıcısını) söylemelisin.

c. Anne ve babana, her ikisine de, merhamet ederek, (acıyarak ve esirgeyerek) onlara karşı son derece mütevazi (alçak gönüllü) olarak, saygı ve sevgi kanatlarını indirip ve onlara karşı sermelisin. Ve onlar için şöyle dua etmelisin.

 d. Ey Rabbim! Onlar (anne ve babam) beni, küçüklüğümde nasıl acıyarak, esirgeyerek büyütüp  yetiştirmişlerse, sen de onlara acı ve esirge, onları affet ve mağfiret eyle. De

 Ey Dost! Ayet-i Kerime’deki inceliğe gönül verdin sanırım. Bilirmisin veya hatırlarmısın ki, insanoğlunun çabaları hep ileriye dönüktür. Evladçılık çoluk çocuk ile ilgilenmek hep ileriye dönük arzu ve çabalardan dır. Onun için anne ve baba kendi görevlerini eksiksiz ve ellerinden geldiği kadarıyla yerine getiriyorlar. Bu duygu onların yaratılış hamurunda (mayasında) mevcuttur.

         Ama evlâd da (çocukları da) böyle değil. Zira onlar da ileriye dönük hareket ediyorlar. Sanki bir yolcu durumun da olan evlât (çocuklar), hep ileriye bakıyor, hep gideceği yere, varacağı menzile bakıyor.  Geriye geldiği yere dönüp bakmıyor. İnsanoğlunun yaratılışında var bu tarz istek ve arzular. Bundan dolayıdır ki, bir evladın geriye doğru dönüp anne ve babasına yakın ilgi göstermesinde gafleti olabilir.

         İşte âyet-i Kerime’de evladın (çocukların) anne ve babalarına karşı olan vazifelerinde herhangi bir gaflete düşmemeleri için ikaz ediyor. (Uyarılıyor. )

 Bir evlâdın ana ve babaya karşı olan görevlerini bir an unutuvermesi mümkündür. Çünkü yönleri, istikbale dönük, geleceğe yöneliktir. Karılarını çocuklarını düşünürler... Ve hayatın akışı böyle cereyan edip gidiyor. ...

 Âyette, anne ve babaların ; evlâdlarına ihtimam göstermeleri için herhangi bir emir ve tavsiye edilmemektedir. Böyle bir tavsiye onların yaratılışında vardır. Ama evlâdlara böyle bir tavsiye gereklidir.

 Kendilerine (evladlarına) bütün gençlik ve enerjisini, hatta var gücüyle sıhhatini ömrünü hayatını vakfedif kuru bir cesed haline gelmiş, güçsüzleşmiş anne ve babalarına karşı olan vazifelerini hatırlamaları için vicdanlarının kevvet le coşturulmasına ihtiyaç vardır.

 Âyet-i Kerime’de bu gerçekler işlenmektedir.:

1.    Allah’a kesin ibadet edilmesi emrediliyor. Bu kesin emir yanında ve hemen devamında hem de hasredilerek ancak ve ancak, yalnız ve yalnız gibi tekidli bir şekilde,

2.    Anne ve baya da iyilik yapılması emrediliyor. Aynı zamanda onların ihtiyarlıyacakları ve onlara karşı takınılacak tavır bildiriliyor. Konuşma tarzı bildiriliyor. Onlara Sözün tatlısı söylenmesi emrediliyor. Güleryüz, gönül alıcı sözlerle, tavır ve hareketlerinde tatlı olacak.

 Kendi acizlik devrelerini hatırlayacaksın. Onların seni, nasıl merhamet edip esirgediklerini hatırlayıp onlara yakışacak bir edâ ile hareket ederken onlar için hayır duâda da bulunacaksın.

         Evet işte âyet-i kerime’de Cenâb-ı Hak, evlatlara bu tavsiyelerde bulunmuş ve bulunmaktadır.

ANA BABAYA NASIL DAVRANILIR

         Cenab-ı Allah’a ibâdet ve anneye –babaya da iyilik yapılması için kesin emir verildikten sonra ne şekilde hareket edileceği bildiriliyor:

         “...şayet, onlardan biri veya her ikisi birden senin yanında ihtiyarlayacak (yaşlanacak) olursa....”

 Evet Ey Dost!

İhtiyarlığın kendisine has bazı özellikleri, bazı saygı ve hürmeti gerektiren yanları olmakla beraber, ihtiyarlıktaki güçsüzlük ve tükenmişlik te oldukça düşünülmesi gerekli olan önemli bir husustur. Ayette “indeke” senin yanında buyuruluyor. Evet anne ve baba evladıyla oturursa, evlâdının hizmet ve himayesine muhtaçsa işte o zaman diyor. Cenab-ı Hak

“.... Onlara (anne ve babana) karşı “öf” bile demeyesin ve onları azarlamayasın”

 Evet Ey Kardeş! İşte bu İslam terbiyesinin anne ve babaya karşı hareketin ilk basamağıdır.

         Aklı başında olan her evladın düşünmesi kendi menfaatınadır. Çünkü bu Cenab-ı Allah’ın insana ana-babasına karşı iyi bir evlad olmsaı için kesin emridir.

         Aklı başında bir evladın değil ana-babaya karşı sert ve kırıcı olmak, değil onları asık bir suratl, kaba bir ağızla azarlamak, değil onlara ağır bir dille eziyet verici bir homurdanışta bulunmak, değil kalblerini kırıcı kaba sözler söylemek, değil onlara katrşı “of, üf, öf, uf” gibi bıkkınlık, bezginlik anlatan kelime bile söylemeyecektir.

         Ey Dost! Bu ayette anne ve babaya karşı takınılacak tavırların açıklaması vardır. Hiç unutmamak gerekmektedir. Ki, Cenab-ı Allah, bir evladın ana ve babaya karşı en küçük bezginlik, bıkkınlık belirtisi olan “üf” bile demeyi yasaklamıştır.

         Evet Ey Dost! Neden mi böyle denmiyecek Neden denmeyecek bak dinle de gör. Bunun sebebini, hikmetini can kulağını ver de dinle ve gözünü aç güzel güzel oku.

         Cenab-ı Hak, ne buyuruyor:

“Biz insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını, onlara iyilik etmesini, güzel güzel hizmet etmesini tavsiye ettik.”

         Çünkü, anne ve babasının ona hizmeti o kadar çok ki, hele hele annesinin hizmetini bir hatırlasa , onun çektiği zahmet ve çileleri bir düşünse, onların hakkının ne kadar büyük olduğunu bilir.

 (Yusuf Tavaslı-Ana Baba Haklarının Faziletleri)