BAKIRKÖY’DE
BİR OYUNCAKÇI
Geçenlerde, Sezgin ile birlikte Bakırköy’de aylak aylak dolanırken, kocaman bir alışveriş merkezinin hemen
yanı başında bir mağazaya takıldı gözlerimiz.
Bir oyuncak mağazası, hatta mağazadan da öte bir
oyuncak hipermarketi gibi bir yerdi burası.
Vitrin düzenlemeleri, afişleri ve tabelası ile
tamamen dikkat çekici bir görünüm arz ediyordu.
Sezgin;
-Sen şimdi buraya girer, Ömer Yûsuf’a çuvalla
oyuncak alırsın, diye takıldı.
-Yok canım! Takla atan, göz kırpan, burun silen ekşın menlere para verip, oğlumun çocukluğunun ve hatta
insanlığının ziyan olmasına asla izin vermem, diye cevap verdim.
-Oğlum ne alakası var ya!
O daha bir bebek, ekşın menden falan ne anlar ki? hem
ekşın menlerle oynayan her çocuğun hayatı ziyan mı
oluyor ki? Ne kadar da geri kafalısın ya! diye devam
etti.
-Yahu kardeşim bunun geri kafalılıkla alakası falan
yok.
Müslüman bir memlekette Müslüman çocukları neden
üzerinde Beytullahın resminin bulunduğu bir puzzle’ı değilde, Notre Dame katedralinin resminin bulunduğu puzzle’ları
yaparlar.
Neden namaz
kılan Abdullah ile değil de, uçan kafa atan salak sapık ekşin menlerle
oynarlar.
Neden çocuklarımız sarı saçlı Sindi adında garip
yaratıklarla oynarlar da, Ayşe adında bir oyuncakla oynamazlar? Bunlar Müslüman
çocukları değil mi ya hu? diye hiddetle cevap verdim.
-Haklısın ama bir dolaşmakta fayda var bence, dedi
Sezgin.
-İkindi’ye vakit var değil mi?
Hımm evet, haydi bir girelim
bakalım, dedim.
Mağazanın ismi Bizim Çocuklarımız.
Aa! O ne? Burada
tesettürlü hanım kardeşler de çalışıyor ya!
Bunlar delirmiş olmalı?
İlk şoku yemiştim açıkçası. Böyle bir yerde,
tesettürlü hanımlar çalıştırmak büyük risk aslında. Helâl olsun.
Sezgin de bu ilk şoku öyle bir kuvvetle yemişti ki;
danışmadaki tesettürlü hanıma hayretini bildirmeyi ihmal etmemişti.
Onlar konuşmaya başladıklarında, bende, kapıdaki bu
şokun ardından, başıma daha ne şoklar gelebileceğini düşünmeden rafların
arasına daldım.
İlk gözüme çarpan şey, üzerinde İslam harfleri ile
Abdullah yazılı bir kutu oldu. Nasıl bir şaşkınlıkla kutuyu elime aldığımı
bilmiyorum ama, kutunun arkasında ki resimlerden Abdullah’ın, küçük bir çocuk
şeklindeki bir oyuncak olduğu ve bu oyuncağın rüku ve secde hareketlerini tam
ve eksiksiz olarak yapabildiğini anladım.
Bir
yanlışlık olmalıydı kesin. Etrafıma bakındım, bir kamera şakası falan olabilir
diye düşündüm. Ama bu oyuncaktanda bir tane yoktu ki
yahu?
Abdullah’ın hemen yanındaki kutuyu aldım elime,
bunun üzerinde de yine İslam harfleri ile Amr
yazıyordu.
Hayır! Bu bir rüya olmalı, Amr’da
abdest alan bir çocuk! Kutuları açmalıyım kesinlikle,
dedim içimden. Bu bir şaka ise çok kötü bir şakaydı. Ama ya
gerçekse!
Çaktırmadan kutuları açtım. Aman Ya Rabbi! Aynen kutunun üzerindeki resimlerde olduğu gibi
bir oyuncak, üstelik başında takkesi bile var, üstelik ellerinin parmakları
bile oynuyor, üstelik her hareketinde de o harekete uygun bir ses veriyor.
Başını sağa çeviriyorsun “Esselamualeykümverahmetullah”,
ellerini kulaklarına götürüyorsun “Allahuekber”.
Yeniden etrafa bakındım.
Yan taraftaki rafın önünde, dehşete düşmüş bir
bakışla elindeki kutuya bakan bir ihtiyar amca vardı. Hemen yanına gittim. Beni
çimdiklemesi için ricada bulundum.
Amca ne derse beğenirsiniz?
-Ya beni kim çimdikleyecek
oğul?
Sanırım amca ile aynı noktalama işaretlerine
sahiptik. Soru işaretleri ve koca koca ünlemler. Eğer
bu bir rüya ise yada bir şaka, Allah’a şükürler olsun, yalnız değildim. Amca
benim elimdeki kutuya, ben onun elindeki kutuya bakarken, sanki anlaşmışız gibi
kutuları değiş tokuş yaptık. Nefesimin kesilmek üzere olduğunu hissettim o an.
Bu birbirine geçmeli küp şeklinde parçalardan oluşan
bir oyuncaktı ve tamamlandığında kocaman siyah bir küp halini alıyordu,
üzerinde altın sarısı süslemeler bulunan bir küp.
-Aman Allahım, ama bu Beytullah! diyebildiğimi sanıyorum.
Tamamen tahtadan oluşturulmuş bu oyuncak sekiz
parçada oluşuyordu. İç kısımlarına kare, üçgen, daire gibi çıkıntılar
yapılmıştı, bu çıkıntılar sayesinde parçalar birbirine geçiyordu.
Sekiz parçayı birleştirdiğinizde, Beytullah
elinizdeydi.
Yanımdaki amca, bir çocuk heyecanı ile Abdullah ile
Amr’ın kollarını bacaklarını oynatıyordu. Anladığım
şuydu bu esnada, utanmasak, ikimizde yere oturup oyun oynamaya başlayacaktık.
Yeniden raflara çevirdim gözlerimi. Beytullah ismi verilen bu oyuncağın, 27, 64 ve 125 parça
olanları da vardı üstelik.
O anda amca ile içinde bulunduğumuz kareye Sezgin
de dahil oldu.
Ama ne dahil olma? Şaşkınlıktan gözleri dışarı
fırlamış bir halde, hani şu her markette bulunan alışveriş arabalarından birini
tıka basa doldurmuş. “Sinan, bak lan neler buldum?”
diye bas bas bağırıyor.
Bense, “Allahım ne olur
bu bir rüya falan olmasın” deyip duruyorum kendi kendime. Amca, Sezgin ve ben,
üçümüz birlikte Sezginin getirdiği tıka basa dolu arabaya tabiri caiz ise hücum
ettik.
Üzerlerinde Beytullahın, Mescid-i Nebevînin ve hatta bir çok İslam eserinin
resimlerinin bulunduğu puzzlelar, hurma ağacından
yapılmış çeşitli ebatlardaki kutular, kamış kalemler, çeşitli ebatlardaki ve
çeşitli renklerdeki İslam harflerinin bulunduğu harf kutuları, İslam harflerini
kullanarak oynanan bir çok kelime oyunu.
Fakat bunların dışında bir şey daha fazla dikkat
çekiyordu. Sakallı ve diz üstü oturan bir ihtiyar şeklinde büyükçe bir oyuncak!
Büyük bir heyecanla elime aldım. Üzerinde “Hafız” yazılıydı. Arkasındaki
açıklamada da şöyle yazıyordu:
“1- Oyuncağın arkasındaki ekrana dokunarak,
istediğiniz sûreyi hatta istediğiniz sayfayı ve hatta ayeti dinleyebilirsiniz.
2- Kutunun içindeki 8 ayrı CD sayesinde, 8 dilde,
dünyaca tanınan Râzi’nin Et-tefsiru’l
kebir’i, Taberi’nin Câmiu’l
beyân fi tefsiri’l Kur’ân’ı,
İbn Kesir’in Tefsiru’l Kur’âni’l azim’i, Muhammed Esed’in
The Message of the QUR’ÂN’ını dinleyebilirsiniz.
3- Çocuğunuzun ismini hafızaya kaydetmeniz halinde,
namaz vakitlerinde, önce Ezân-ı Muhammedi’yi ve hemen ardından mesela “Ömer
Yûsuf, haydi ikindi vakti” gibi bir uyarıyı konuştuğunuz dilden
dinleyebilirsiniz.
4- Bu oyuncak ile ilgili gelişmeleri internet sitemiz üzerinden takip edebilir ve gelişmeleri
ücretsiz olarak oyuncağınıza indirebilirsiniz.”
Bu kaçıncı şoktu bilmiyorum ama daha fazlasını kaldıramayacağımı
anlayıp, hemen bir yetkili ile görüşmeye karar verdim. Bu işin içinde bir iş
olup olmadığını, varsa ya da yoksa bu işi kimlerin
yaptığını çok merak ediyordum açıkçası. Danışmadaki tesettürlü ve oldukça güler
yüzlü ama asla bir şeyler satıcı edasıyla konuşmayan hanım kardeşimin yanına
gittim. O da telefonla, adının Bilâl olduğunu öğrendiğim mağaza müdürüne
ulaştı.
Birazdan siyahî bir adam geldi yanımıza.
-Esselamualeyküm, dedi.
-Vealeykümselam dedikten
sonra, danışmadaki hanım kardeşime sessizce,
-Bu beyefendi yabancı sanırım ama ben yabancı dil
bilmiyorum, dedim.
-Gerek yok ki zaten, dedi.
-Bir şey sormak istiyorsunuz sanırım, diyerek söze
başladı mağaza müdürü, gayet hoş bir Türkçe ile. Bu mağazanın insanları
şaşırtmaktan başka bir amacı yoktu anlaşılan.
-Beyefendi kardeşim, bu eğer bir şaka ise burada
bitirmenizi rica ediyorum. Değilse söyler misiniz bu mağaza kimin Allah aşkına?
Ve bu kadar oyuncağı nereden buldunuz?
-Bismillahirrahmanirrahim.
Neden şaşırdığınızı anlıyorum. Türkiye’ye daha önce gelmeliydik. Ama ancak nasib oldu sanırım. Yoksa dünyanın bir çok yerinde,
Amerika, İngiltere, Almanya hatta İtalya gibi ezici çoğunluğu Hristiyan olan ülkeler de içinde olmak üzere yaklaşık 82
ülkede 250 mağazamız var.
Merkezi Nijerya da bulunan, uluslararası bir gruba
bağlı bir oyuncak firmasıyız. Firmamızın uluslararası ismi “AWLADUNA”’dır.
Yalnız mağazalarımızı, her ülkenin kendi dilinde,
şirketimizin isminin tam karşılını verecek bir isimle açıyoruz, Türkiye’de
olduğu gibi “bizim çocuklarımız”.
Bu mağazada gördüğünüz her oyuncak kendi
imalatımız. Ve bu oyuncakları ancak evlerimizde kendi çocuklarımız üzerinde
denedikten sonra seri üretime geçirebiliyoruz, bu firmamızın altın kuralı. Bu
işe başlarken hiçbir ticarî kaygı gütmediğimizi önemle belirtmek istiyorum ve
bu hala böyle.
Tek amacımız, Müslümanlar olarak, evimizde, kendi
çocuklarımızın rahatlıkla oyun oynayabilecekleri oyuncaklar yaparak, Kapitalist
ahlaktan yani küresel ahlaksızlıktan bağımsız, Müslüman çocukların yetişmesine
katkıda bulunabilmek.
Zaten fiyatlarımıza bakılırsa da bunun böyle olduğu
açıkça görülecektir. Örneğin şu elinizdeki Abdullah. Bu türden ama farklı
işlevleri bulunan bir oyuncak başka bir mağazada 30-40 milyon lira civarında
satılırken, bizde sadece 10 milyon lira.
Para kazanmıyor muyuz? Elhamdülillah, kazanmasak
burada olma ihtimalimiz de olmazdı. Ama dediğim gibi maddî kardan öte manevî
bir kar amaçlı firmayız. Başarımız sadece Allah’ın yardımı iledir.
Elhamdülillah!
Efendimiz Hz.Muhammed sallallahualeyhivesellem sırtında torunlarını taşıdıysa,
bizde tüm dünyanın çocuklarını sırtımızda taşıyabilmeliyiz diye düşünüyoruz.
Bu kadar bilgi size yeterli geldi ise müsaadenizi
isteyeceğim. İçeride oğlumla birlikte yeni bir oyuncak üzerinde çalışıyoruz da.
Bu arada sizin de yeni bir oyuncak ile ilgili fikirleriniz olursa memnuniyetle
kabul edebileceğimizi, hatta ama az ama çok bir telif ödeyerek bu fikirlerinizi
değerlendirebileceğimizi de belirtmek isterim.
-Iıı, tabi, pek tabi. Görüşmek
üzere inşallah. Selametle! diyebildim.
Bilâl bey kardeşimin arkasından, Sezgin ve ben
hayretle ve ağzımız açık bir şekilde bakakaldık.
Bizim amca ise, bir köşeye oturup bir yandan
ağlıyor bir yandan da “Allah razı olsun sizden, Allah razı olsun” diye söylenip
duruyordu.
“Ulan!” dedim içimden “adamlar Nijerya’dan gelip
burada mağaza açıyorlar ve üstelik böyle bir mağaza, helâl olsun, hem de Allah
bin kere razı olsun. Bizim ülkemizde de Müslümanlar zengin olsalar eminim böyle
şeyler yaparlardı. Ah! Müslümanlar bir zengin olsalar, kim bilir daha başka
neler yaparlar.”
Sezginle bütün paramızı bir araya getirip
alabildiğimiz kadar oyuncak aldık o gün. Ömer Yûsuf’un oyuncakları gördüğündeki
yüz halini görecektiniz. Eğer 35 günlük olmasaydı, kesinlikle “Aslan babam,
Allah senden razı olsun” derdi.
Şimdiden maaş gününü bekliyorum. Mutlaka ama
mutlaka her ay başında buraya gelmeliyim. Sizde bir ara uğrayın isterseniz.
...
İnanmadınız değil mi?
Ama çok ciddiyim!
Sinan Doğan