ÇOCUĞUN İNANÇ KOZASI
 
Çocuk tereddütsüzdür, kolay inanır ve hayata şaşarak bakar. İlâhî mîmârisi
yaratılıştan inanmaya hazırdır. Melekten yanadır, şeytandan yana değil...
Yapacağı işleri ertelemekten hoşlanmadığı gibi, her yaptığı işin de sonucunu
görmek ister. Geçmişle ilgilenmez; yüzü hep geleceğe dönüktür.
 
Çocuk, en kolay kudsînin (yani Allah ile ilgili, mukaddes, mânevî mevzûlar)
içine girer. Tabiatı mukaddes olana açıktır. Dînin ne mânâya geldiğini bilmez;
ama dînin onu kuşattığının farkındadır. Sorular sormaktan çekinmez. Hâlik Teâlâ
(Yüce Yaratıcı) ile alâkalı en can alıcı soruları sorar.  Hayatın bu ilk
safhasında yaşadığı din, çocuk dînidir. Çocuk dîni, çocuğun içinde geliştirdiği
rûhî yapısına ve kendisine hâs bir dindir.
 
Çocuğun dînî inanç kozasını çocuk bakışı biçimlendirdiği gibi, bu inanç kozası
yetişkininkinden de farklıdır. Çocuk, gelişme ve büyüme safhasında çocukluğun
enteresan alfabesine göre kendi iç dünyasını ve dış dünyayı seyredip tâkip
etmeye çalışır. İnanç kozasını ne kadar erken örmeye başlarsa, gelecekteki din
anlayışının temeli de o kadar erken atılmış olur. İnanç kozası örülmeyen çocuk
ise, isyankârlığa yönelir. Kendini merkeze alarak çevresi ile çatışma meyilleri
gösterir. Çatışma onu, her şeyi reddetme eğilimine sokabilir. Bu ise çocuk
çizgisinde kırılmalara ve sapmalara yol açar.
 
Çocuğun, dînî duygu ve düşünceyi yaşına ve gelişme çağı hususiyetlerine uygun
olarak yaşaması, çocuğun biricik inanma hakkıdır. Çocuk hiçbir gelişme ve
büyüme safhasında dinden uzak tutulamaz. Din kozası çocuğun iç mîmârisinin en
belirleyici odağıdır. İç mîmârisi tamamlanmamış bir çocukta Allah inancının
tekevvünü (oluşması) imkânsızdır. İç mîmârisi teşekkül etmemiş bir çocuk;
hayatın gâyesini, dış dünyayı ele geçirmek ve dış dünyaya hükmetmek biçiminde
idrâk etmekten (anlamaktan) kurtulamaz. Paylaşımcı değil, rekabetçi bir hayat
düşüncesini benimseme eğilimi içine girer.
 
İnanç kozası ahlâkın teşekkülünde çocuğa şifreleri gösterdiği gibi, hayata iyi
bakmayı da öğretir. Çocuğun güzel olana meylini ve o yönde inkişâfını da
sağlar... Çocuğun rûhuna ölçüleri yerleştirerek onun irâdesini biçimlendirir.
Ahlâk ve irâde kozası ise, çocuğun vicdan kozasına ulaşmasını temin ederek onun
iç mîmârisini tamamlar. İç mîmârisi tamamlanmış bir çocukluk ise, kalbinin
iyilik odaklarını keşfedebilen bir çocukluktur. İç mîmârisi olgunlaştıkça çocuk
dış dünyaya da içten bakar. İçten bakışı başarabilen bir çocukluk, taşın
yukarıdan aşağıya düşmediğini bilen bir
çocukluktur...
 
... İç mîmârisi teşekkül etmemiş bir çocukluk, kendini tanıyamadığı gibi
yaşadığı âlemdeki vaziyetini de değerlendiremez. Bu yönü ile çocuğun inanç
kozası, onun hayatı mânâlandırmasında kılavuz vazifesini üstlenir. Hayatın bir
gâyesi olduğunu, bunun için de hayata dâir vazifeleri yerine getirmesi
gerektiğini ona hatırlatır. İnanç kozası ferdî bir alan olarak var olur; ancak
ictimâî vazifesini îfa etmedikçe, insanın dünyayı güzelleştirmek mükellefiyeti
yerine getirilmemiş olur.
 
İnanç kozası çocuğu maddenin hâkimiyetinden uzaklaştırır. Maddenin putlaşmasına
mâni olur. Çocuğun, Allah Teâlâ ile alâka ve râbıtasını sağlıklı biçimde
düzenlemesi için gerekli olan içten bakışı temin eder. Mutlu bir çocukluğun
yaşanmasının en belirleyici, en tesirli alanı inanç kozasıdır.
 
İnanç kozası teşekkül etmiş bir çocuk, serçe yakalamaya çalışır; fakat onu
öldürmek istemez. Serçeyi öldürmek istemeyişi ise, bu davranışı kontrol
edebilecek iç tecrübeye sahip olmasındandır. Bu iç tecrübe, çocuğun vicdânını
olgunlaştırdığı gibi, hayata bakış açılarını geniş tutmasını da sağlar. İnanç
kozası teşekkül etmiş çocukluk, kendi ayakları üzerinde durabilen çocukluktur.
 
(Kaynak: M. Ruhi Şirin, İletişim yazıları)