Kız Çocuklarıyla Alâkalı Küçük Bir Mütalaa
Kız çocuklarının terbiyesinde,
kadınlık karakterinin korunmasına bilhassa dikkat edilmeli ve onların birer
kadın-efendi olarak yetişmelerine gayret gösterilmelidir. Kaldı ki, onların kendilerine has işleri, erkeğin cihadına denk tutulmuştur.
Kadın-erkek arasında bir kısım farklı durumlar vardır; ama bu,
katiyen terbiye ile alâkalı değildir. Aradaki fark,
tamamen fıtrat ve istidatların hedef alacağı saha ile alâkalıdır. Mâmâfih, böyle ayrı yaratılışta olan bu iki varlığın,
onlardaki tabiî durumları nazara alınmayarak, tamamen müşterek mütalâa edilmeleri de bütün bütün hakikatlara ters ve fıtrat kanunlarını bilmeme manâsına
gelir.
Terbiyede, kız çocuklarıyla erkek çocuklar arasında esaslı bir
fark mevcut değildir. Ancak erkek
çocuklar, terbiye döneminde, ilerdeki bir kısım ağır
mükellefiyetlere göre yetiştirilmeleri lâzım geldiği gibi, kız çocukları da, ilerde yüklenecekleri vazifeleri
itibariyle, birer terbiyeci ve hane siyasetine vâkıf birer mürşide olarak yetiştirilmeleri zaruridir.
Aslında, fıtratlarındaki incelik, sinelerindeki şefkat
de, bunun böyle olması lâzım geldiğini
teyit etmektedir. Onları, altından kalkamayacakları ağır, bedenî işlere zorlamak bir hoyratlık, yuvadan ve çocuklardan ayırmak da bir zulüm ve gadirdir. Onlara, erkeklerine ve
yavrulara bir zulüm ve gadir...
Erkek ve Kadının Değişik Yönleri
Yaradılış itibariyle, her birisi
değişik bir sahada mümtaz
sayılan kadın ve erkeğin pek çok müşterek yanları
bulunmasına rağmen, hikmet elinin araya
koyduğu ayırıcı bir çizgiyle de, bütün bütün birbirlerinden ayrı sayılırlar. Ama bu ayrılık, zâid ve nâkıs (artı-eksi) gibi birbirini tamamlayan bir
ayrılıktır. Ne var ki, yine de bir ayrılık söz konusudur.
Böyle bir ayrılığı görmemezlikten
gelmek, müşâhedeyi inkâr ve gerçekle zıtlaşma
manâsına gelir. Rica ederim, her ayın belli günlerinde kadınlığa has bir ârızanın baskısı altına giren, bazen aylarca sırtında
ikinci bir varlığın mesuliyetlerini taşıyan ve uzun lohusalık döneminde kendi işlerini
bile göremeyen kadını, erkekle müşterek
mütâlaa etmeye imkân var mıdır? Böyle bir iddiada bulunmak, bir kısım “müstağriplerin”
[121] her zamanki tuhaflıklarının gereği
sayılarak mazur görülse bile, topyekün kadınlık âlemi için mutlak
bir zulüm ve insafsızlık değil midir? Bilmem ki bu müstağripler,
bütün kadınları erkek olmaya zorlamada ne umarlar!. Böyle bir davranış kadınlık âlemini hor görmekten kaynaklanıyorsa, doğrusu bu çok iğrenç bir düşünce ve bu düşünceye
kapılan kadınlar da aşağılık duygusuna itilmiş bir
kısım zavallılardır.
Oysa ki kadını olduğu
gibi, erkeği de olduğu gibi kabul etmede,
fıtrat kanunlarına karşı saygı ve insanın her
iki nevine karşı da bir hürmet ifadesi
vardır. Aksine, kadının erkeğe
erkeğin de kadına özendirilmesinde, fıtrat kanunlarıyla çatışma ve insanlığın dejenerasyonu
bahis-mevzuudur. Böyle bir durumun doğuracağı kötü neticeler ise bütün bütün tüyler
ürperticidir. Kadın, kadınlığa has ruh ve karakteri,
erkek de erkekliğe has ruh ve karakteri korudukları sürece mukaddes, verimli, yuva
ve toplumları için de faydalı olurlar. Kendilerine has evsafı kaybedip fıtrat
değişikliğine uğradıkları zaman ise, hem
yuvalarına hem de toplumlarına zararlı birer unsur haline gelirler.
Buna binâen, kız çocuklarının terbiyesinde, kadınlık karakterinin
korunmasına bilhassa dikkat edilmeli ve onların birer kadın-efendi olarak yetişmelerine gayret gösterilmelidir. Kaldı ki, onların kendilerine has
işleri, erkeğin cihadına denk tutulmuştur. Serhat boylarında nöbet bekleyen ve harp
meydanlarında ölüm kalım kavgası veren gâzinin oku, mızrağı ne ise, ruhunda itminana ermiş sâliha bir kadının elindeki iplik bükme âleti de, aynı
sayılmıştır insanlığın Efendisi nazarında.
Nasıl sayılmaz ki, elinde silah cepheden cepheye koşan o yiğit gâziler, bu yüce
kadının iman ve ümit dolu ikliminde varlığa
ermiş, onun coşturucu türküleriyle
hayatı hakîr görme ve ölümü gülerek karşılama
irfanına yükselmişlerdir.
Evet, iyi nesiller, iyi yetiştirilmiş annelerin eseri; kötü nesiller de insanlığını idrâk edememiş, ihmâle uğramış, fıtrat değişikliği ile hırpalanıp durmuş,
kadın kılığındaki bir kısım tâlihsiz hilkat garîbelerinin eseridir.
Bizim semâvî olan terbiye anlayışımız,
mükemmel nesillerin yetişmesinde kadını kadınlığı, erkeği de erkekliği içinde ele almayı
zarûrî ve fıtratın gereği görür. Bu anlayışta erkek; imanlı, yürekli, dayanıklı ve sürekli mücadelelere hazır
bir bahadır; kadın ise oldukça bundan farklı; inançlı, ince, narin; erkeğin desteği ve moral kaynağı, çocuklarının mürşit ve terbiyecisi ayrı bir kahramandır. Bununla beraber, erkek,
her zaman ev işlerinde hanımına
yardımcı olabileceği gibi kadın da -iş başa düşünce- her işi görmeye ve hatta
cepheye gitmeye âmâde bulunmaktadır. Ne var ki, böyle bir durumda birine göre asıl vazife sayılan şey,
diğerine göre tâlî bir hizmettir.
Kızlarda Kılık ve Kıyafet
Kızların terbiyesinde dikkat edilecek diğer husus da, onların, tavırları, davranışları, kılık ve kıyâfetleriyle erkeklerden
farklı olarak yetiştirilmeleri keyfiyetidir.
Erkeğin kadına ait kılık ve kıyafeti; kadına has hareket ve davranışlarda bulunması nasıl sakîl ve sevimsiz ise, kadının da erkeklere
benzeme özentisi içinde bulunması, aynı derecede sevimsiz ve çirkindir. Bu türlü bir duruma müsâmaha edilmesi ise
her iki cinsi de yavaş yavaş şahsiyet ve benliklerinden uzaklaştırarak
kadın erkek arası üçüncü bir cins haline getirir. Böyle bir durum ise, hem
erkek cephesinde hem de kadın cephesinde önlenemeyecek şekilde kokuşmalara yol açacaktır. Bu
tehlikeli neticeden ötürüdür ki; kadının erkeğe,
erkeğin de kadına benzeme gayreti içinde bulunanları lanetlenmiştir.
İnsânî mevhibelerin [122] korunması, çeşitli su-i istimallerin önlenmesi ve sık sık
toplum içinde kendini hissettiren bir kısım komplikasyonlara
meydan verilmemesi için böyle lânetle tahşidat
[123] ne kadar mânidardır! Keşke insanımız idrâk
edebilseydi!...
Netice olarak diyebiliriz ki, terbiyede; kadın-erkek farklılığı diye bir şey mevcut olmamakla beraber, cinslerin korunması, kadının kadın erkeğin de erkek olarak yetiştirilmesi
için, daha ilk günlerde, yani çocuğun
çevresiyle münâsebete geçtiği dönemde, erkek çocukların daha çok
babalarının atmosferi içinde, kız çocukların da annelerinin sıcak hariminde bulundurulmasına ihtimam
gösterilmelidir. Böyle bir tedbir, kadının kadınlığa ait hususları kazanarak yetişmesine,
erkeğin de erkekliğe ait evsâfı benliğine mal ederek gelişmesine
yardımcı olacaktır. Vâkıa, böyle bir gayret ve tedbirden her çocuğun aynı nispette
faydalanması düşünülemeyeceği gibi, her anne ve babanın da kendilerine sığınan yavruları hakkında aynı ölçüde faydalı olacakları iddia
edilemez. Her mürşit ve mürebbî, ancak
istidâdı ve yetişmişliği nispetinde faydalı
olabilir. Her terbiye gören de kabiliyet ve rûhî mevhibelerine göre istifâde edebilir.
M.F.GULEN