MÜSLÜMAN AİLE TANZİMİNDE TAVSİYELER

Yer yüzünde evlilik, İslâmî ve gayrı İslâmî olmak üzere iki kısımdır. Gayrı İslâmî evlilik, iki eşin birbirine bağlı kalmamaları, her biri­nin kendi masrafını görmesi, sadece buluş­makta birbirine muvafakat göstermeleridir. Son son böyle evlilik, insan hayatını felce uğratan ve bir nev’î eşlerden her birinin eşin­den başkasıyla yaşamasını mecbur kılan ha­yat cehennemidir. Bu evliliğin cehennemini hisseden insanlar, evliliği terk etmeye mec­bur kalmaktadırlar. Bugün zamanımızda en büyük müşküllerden biri de budur. Ehli kitab olan hristiyan ve yahudilerin evliliği birinci sûrete; ehli kitab olmayanların evliliği ise, ikinci sûrete misaldir. Her iki evlilik de, “ser­best hayat” adı altında komünist olarak yaşamanın tercihidir.

Gayrı İslâmî olan evliliği nazar-ı itibara al­maksızın, İslâmî bir hayat tanzimi yahud aile tanzimi söz konusu olur. Bu hususta sıfırdan başlayarak bülûğ çağından itibaren, iman et­mek, sonra evlenmek, sonra aile olmak, sonra komşu olmak, sonra mahalle, belediye ve bir devlet olacak kadar ahlâkî düsturları, Mu­fassal Medenî Ahlak adlı eserde yazdım. Şübhesiz ki bu konu çok kapsamlı, geniş, te­ferruatlı bir konudur. Burada sadece İslâmî aile tanzimatı hakkında aşağıdaki düsturları gençlerimize tebliğ etmek vazifesini îfâ etme­ye çalışıyoruz.

1. İnsan yer yüzünde halîfe olduğu müna­sebetiyle, neslinin bekâsı gerekir ki yer yüzünü tamir etsin, şenlendirsin. Bu da ancak ha­yatın tanzimiyle mümkün olur. Hayatın tanzi­mi, iki salih ve saliha genç erkek ve genç bir kızdan başlar. Elbette genç erkeğin, eve bağlı bir kadına, devamlı ve sürekli olarak kendisini sabah işine sevk edip akşam yuvasına çeken bir kadına ihtiyacı vardır. Evli­liğin birinci hikmeti budur. Bunun için Allah Teâlâ Zülcelal Hazretleri nikahlamayı meşru kılarak emretmiştir.

Tirmizî, İmam Ahmed ve İbnu Mace’nin tahric ettikleri, Sevban radıyallâhu anh’tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem söyle buyurmuştur:

“Sizden biriniz, şükredici bir kalb, zikredici bir dil, ahiret işleri üzere kendisine yardım edecek mü’mine bir zevce (eş) tutsun.”

Aile tanziminin birinci hikmeti ve tayyibe hayata kavuşmanın birinci sebebi, saliha ve mü’mine kadındır. Yahud kadına göre, salih, zâkir ve şâkir bir erkektir. Bu itibarla “Dîninden ve ahlakından hoşnut olduğunuz bir genç erkek size kız istemeye geldiği za­man, derhal onu evlendirin. Aksi takdirde yer yüzünde yaygın fitne ve büyük fesad olacaktır.” buyruldu. Demek yer yüzünde anarşiyi kaldırabilmek için, av ve avcılıktan kurtarmak için en güzel yol, evliliktir. Binaen aleyh biri takva sahibi, biri fasık olarak bir­leşen iki eş, bir nev'î kendi evlerinde anarşiyi meydana getirirler. Onun için her birisinin şükredici kalbe, zikredici dile sahib olmaları gerekir. Aile tanziminin başlangıcı, şükredici bir kalb, zikredici bir dildir.

Şükredici kalb, Allah Teâlâ’nın yasaklarından son derece sakınmaktan ibaret iffettir. Kalbin şükretmesi nisbetinde azalar, İlâhî buyruklara boyun eğmiş olur.

İki eşten birisinin öfkelenmesi anında, diğerinin ilmî hikmetler mev’ızeler ile konuşarak, İlâhî buyruklarla onu ikaz etmesi nisbe­tinde, aralarından anarşi, kavga gürültü, kedi köpek kavgası kalkar. İşte bu itibarla şükredi­ci kalb ile zikredici dil, iyalin tanziminin temel taşı sayılmıştır. Bunsuz evlilik, bir an keyif, bir an dövüş ve kavga...

2. Aile hayatının tanziminde ikinci esas, nesli çoğaltmak ve terbiye etmektir. Demek iki eş yuvası, yani anne babanın evliliği, ev­ladın - neslin aslanlaşmasının vesilesidir. Anne babanın imanları, yaşamaları nisbetin­de, evlad dindar olur. Demek evlad sadece dünya hayatının istikbali için değil, bilakis hem dünya hem ahiret için ümiddir.

İmam Şâfiî, Beyhakî ve İbnu Adî’nin tahric ettikleri mürsel bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

“Evlenin, ki çoğalasınız. Çünkü mu­hakkak Ben kıyamet gününde çoğalmanızla iftihar ederim.”

Mürsel de olsa bu hadîs-i şerîf, aile tanzi­mi hususunda düstur sayılmıştır. Bu itibarla İmam Münâvî diyor ki: «Bir adamın, bir zevcesi olup, ikinci bir evliliği istediği zamanda, bir kimsenin onu kınaması haramdır. Hatta Hanefîlerin bazı fetva kitablarında, “Kınaya­nın küfründen korkulur.” denilmektedir. Çün­kü EI-Mu’minûn süresinin 6. ayetinde:

“Müstesna, eşleri ve sağ ellerinin mâlik olduğu cariyelere. Bu takdirde muhakkak onlar (ırz ve namuslarını koruyan mü'minler) kınanmazlar.” buyrulmuştur.» Binaenaleyh adaletle davranmak olduğu müddetçe iki ev­lilikte dahi kınama yoktur.

3. İki eşten birinin diğerine karşı soğuk davranmaması ve bağlı kalması için, mutlaka siyer, fıkıh veyahud herhangi bir dînî kitabı aralarında hakem tayin etmeleridir.

Hasbelbeşer hangisi yolunu şaşırdıysa, öbürünün öfkesine hâkim olup hemen kitabla ikaz etmesi gerekir. Özellikle birbirinin hatasını afuv etmeleri icab eder. Çünkü iki eşten biri samimi, ihlasa dayalı bakışla eşine baktığı vakit, Allah Teâlâ Zülcelal Hazretleri aralarına yüz rahmeti indirir. Bu takdirde şey­tan yuvalarını terk eder. Nitekim Ebû Davûd’un tahric ettiği Süveyd bin Vehb’den gelen bir rivayette Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kim Allah için evlenirse, Allah ona padişahlık tacını giydirir.” Yani mutluluk­lar... Evliliğin Allah için olabilmesi için kitab okuyup hakem kılmak gerekir.

“Ve evlerinizde tilavet edilen Allah’ın ayetleri ve hikmeti hatırlayınız. Gerçekte Allah lütuf sahibidir ve en gizliyi bilir.” [El-Ahzab 34] mealindeki ayet-i kerîme, her ne kadar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in zevceleri hakkında nazil olduysa da hükmü umûmîdir. Binaenaleyh her müslüman aile, evlerinde Allah Teâlâ’nın ayetlerini tilavet etmeli, emrlerine boyun eğmeli ve yasaklarından sakınmalıdır.

Tabiî ki Kur’an ve hadîsin hükümlerini bilmek, her insanın işi değildir. Bu takdirde her bir aile güçleri nisbetinde, helal ve haramı beyan eden, ilmihali talim eden, ahlak ve siyeri izah eden kitabları bulundurup okumalıdırlar. Bununla iki eş ve aile efradı, evlerini ilmî olarak tanzim ederler. Irz ve namuslarını korurlar. Ve bununla Allah Teâlâ’nın dünyadaki nimetlerine, ahiretteki cennetine kavuşurlar.

Hikmet-ut Teşrî’ adlı eserde Cürcâvi diyorki: «Mansûr halîfeyle zevcesi Hürre arasına husûmet girmiş, geçimsizlik başlamıştı. Mansur hanımına: “Hangi âlime razı oluyorsan onu hakem tayin edeyim de, aramızda oturup müşkülümüzü halletsin.” Zevcesi: “Ebû Hanîfe’nin hükmüne razıyım.” Demiştir. Bunun üzerine Mansûr Ebû Hanîfe radıyallâhu anh’ı yanına davet etmiş; Hürre’yi de bulundurup odanın içindeki örtülü yere oturtmuş; Ebû Hanîfe’ye aralarındaki nizâyı anlatmıştır. Sonra “Ne buyurursun?” diye sormuş; İmam Ebû Hanîfe rahimehullah’ın: “Evet, Emîr-ul-mü’minîn konuşsun, ifade versin?” demesi üzerine Mansûr:

-Allah Teâlâ bir erkeğin kaç kadınla evlenmesine ruhsat vermiştir?

-Dört.

-Kaç cariye ile düşüp kalkmasına ruhsat vermiştir?

-Kişinin istediği kadar.

Mansûr perdeye dönerek: “Sen işittin mi? diye sormuş”; Hanımı: “Evet, işittim ve razı ol­dum.” demiştir.

Bunun üzerine İmam Ebû Hanîfe: Ey Emîr-el-mü’minîn! Tabiî ki bu hüküm, adalet şartıyladır. İki zevcesi arasında adaletle dav­ranmamaktan korkan kimseye dört kadınla evlenmesi veyahud da istediği kadar cariye­leri bulundurması helal olmaz. Nitekim Allah Teâlâ En-Nisa’ sûresinin 3. ayetinde şöyle buyurmuştur:

“...Eğer adaletle davranmamaktan korkarsanız, bu takdirde birle (evlenin)...”

Bunun üzerinde Mansür sükut etmiş. Uzun bir sükuttan sonra Ebû Hanîfe izin isteyerek evine gitmiştir.

Mansûr’un hanımı İmam Ebu Hanîfe’ye cübbe, çok güzel bir cariye, bir at, içinde elli bin dirhem bulunan bir kese altın gön­dermiş. Cariye Ebû Hanîfe’ye: “Benim efendi hanımım sana selam etti. Ve benimle birlikte bunları hediye gönderdi.”

İmam Ebû Hanîfe: “Ya Subhânallah! Eğer bir kul için hüküm etseydim, Emîr-il-mü'minîn'in lehine hükmederdim. Ben Allah Teâlâ için Allah Teâlâ’nın hükmünü beyan ettim. Hadi git, efendi hanımına selamımı söyle ve: Ebû Hanîfe hediyelerini reddediyor; malın sana mübarek olsun, ihtiyacım olsaydı dahi almazdım, dedi, de.”

Âdet olmuş; karı koca arasında bir müna­kaşa oldu mu, hemen her birisi kendi yakınına eşini şikayet eder. Aile bozgunluğu için bu kâfidir.

İki eş, dertlerini kendi aralarında kitabla halledemezlerse, gizlide çok salih fıkıh bilginlerinden birini hakem olarak tayin ederler. Aile tanzimi için bu elzem bir vazifedir. Aile arasında ve komşuların kendi aralarında dînî ilimleri terk etmeleri ve malayaniye dalma­ları, birçok ayet ve hadislerle zemmedilmiştir. Nitekim Tabarânî, Heysümî ve Hafız Münzerî’nin tahric ettikleri, Alkame bin Saîd bin Abdirrahman bin Ebzey’in, babasından; babasının da dedesinden rivayet ettiğine göre, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bir gün hutbe okurken müslümanlardan bazı tai­feleri övmüş, hayrla yad etmiş, sonra şöyle buyurmuştur:

“Ne oluyor bazı kavimlere? Komşularına (helal ve haramı beyan eden bilgileri) anlatmıyorlar, onlara öğretmiyorlar, onlara öğüt vermiyorlar, (ma’rûfu) onlara emretmiyorlar, (haramlar ve münkirattan) vazgeçirmeye çalışmıyorlar. Ne oluyor bazı kavimlere? Komşularından (helal ve haramı beyan eden bilgileri) öğrenmiyorlar, kulak asıp anlamıyorlar. Allah’a andolsun! Ya bir kavim komşularına öğretecekler, anlata(rak akıllarını erdire) caklar, öğüt verecekler, (ma’rûfu) emredecekler, (münkerden) vazgeçirmeye çalışacaklar; ve bir kavim komşularından öğrenecekler, kulak verip anlayacaklar, öğüt alacaklar; yahud da onlara çabukcacık ikab edeceğim.”

Sonra minberden indi. Bazı kavim onlarla kimleri kastettiğin sordular. Bazıları Eş’arî kabilesi olduğunu; zira Eş’arîlerin helal haram ilmini bildiklerini, suya konan bedevî komşuları olduğunu; onları kasdettiğini söylediler. Bu haberb Eş’arîlere ulaşınca Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelerek şöyle dediler: “Ey Allah’ın Rasûlü, bir kavmi hayrla yad etmişsin, bize şerle yad etmişsin. Ne oluyor bize?” Bunu üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem:

“Allah’a andolsun! Ya bir kavim komşularına öğretecekler, öğüt verecekler, (ma’rûfu) emredecekler, (münkerden) vazgeçirmeye çalışacaklar; ve bir kavim komşularında öğrenecekler, öğüt kabul edecekler, kulak verip anlayacaklar; yahud da onlara dünyada çabukçacık ikab edeceğim.” buyurdu.

Bunun üzerine Eş’arîler: “Ey Allah’ın Rasûlü, biz mi başkalarımıza öğüt verip anlatacağız?” dediler. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yukardaki sözünü tekrarladı. Onlar da: “Biz mi başkalarımıza öğüt verip anlatacağız?” sözlerini tekrarladılar. Yine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sel­lem sözünü tekrarladı. Bunun üzerine: “Öy­leyse bize bir sene mühlet ver.” dediler. Peygamber de onların komşuların akıllarını erdirip anlatmaları, öğretmeleri, öğüt vermeleri için mühlet verdi. Ve sonra:

“İsrail oğullarından kafir olanlar, Davûd ve Meryem oğlu Îsâ’nın dilleri üzere lanetlenmişlerdi. Bunun sebebi de isyan­da bulundukları iş ve hadlerini aşmalarıydı. Onlar işledikleri kötülükten birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı.” ayetini oku­du.

İşte görüldüğü gibi, gerek bir aile kendi aralarında ve gerekse birbirini ziyaret etmelerinde, malayani ve dedikoduya dalıp, bilginlerinin bilgilerini başkalarına tebliğ etme­meleri yüzünden, hem ayet ve hem hadiste zemmedilmişlerdir.

Zamanımızda âdet olduğu üzere, yuvaları yıkmak için bozgunluk çıkarmak, iki eşten birini yahud bir aileyi diğerine saldırtmak, bir tarafı tutup diğer tarafı zemmetmek, tarafeyne en yararlı sözü söylememek, rüşd yolunu göstermemek, çirkin ahlaklardan sayılmakta­dır. Bunun tam aksini yapmak, ferd ve topluma düşen farz vecibedir.

4. İffet ve namuslarını korumak ve nesli çoğaltmak gayesiyle, ölünceye kadar birbiri­ne bağlı kalmayı kasdederek evlenmektir. Allah Teâlâ için evlilik de budur.

Allah Teâlâ ferdî ve içtimaî olarak, iman eden erkek ve kadınları şöyle vasfetmiştir:

“(Allah’ın emrine uyan) Müslim erkekler ve müslime kadınlar, mü'min erkekler ve mü’mine kadınlar, taate devam eden erkekler ve taate devam eden kadınlar, (niyet, söz ve hareketlerinde) doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını ko­ruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, (teşbih, tahmid, tehlil, tekbir, Kur’an tilaveti ve ilimle) Allah’ı çok zikreden erkekler ve çok zikreden kadınlar; (işte) Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.” [EIAhzab 35]

Ebû Davûd, Neseî ve İbnu Mâce’nin tahric ettikleri Ebî Saîd el-Hudrî ve Ebî Hureyre’den gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Adam eşini geceleyin uyandırıp bera­berce iki rek'at namaz kıldıkları zaman­da, o gecede Allah'ı çok zikreden erkek ve çok zikreden kadından yazılırlar.” Bi­naenaleyh aile hayatının tanziminin bir sebebi de, iki eşin beraberce ibadet etmeleri­dir. Kadın ve erkeğin bir itikadda, bir ahlakta beraberce ibadet etmeleri, manevi olarak da ailevî bereketi celbeder. Hatta ve hatta gü­nahlardan korunma, iffet, sadakat gibi ayette vasıflanan sıfatlar kendilerinde bulunduğu iki eşin keyiflerini dahi ibadete çevirmiş olur. Ni­tekim İmam Rafiî'nin Tarihi'nde tahric ettiği Ebî Saîd el-Hudrî radıyallâhu Teâlâ anh’tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem söyle buyurmuştur:

“Gerçekte bir adam eşine, eşi de kendisine baktığı zaman, Allah Teâlâ da rah­metle ikisine bakar. Adam eşinin elini tut­tuğu vakitte, ikisinin günahları parmakları arasından düşer.”

Bu hadîs-i şeriften anlaşıldığı üzere, şeh­vet söz konuşu olsun olmasın, zinadan ko­runmak, nesli çoğaltmak, yuvayı tamir etmek, tayyibe hayatına ulaşmak gayelerinden biri için birbirinin elini tutan iki eşi, Allah Teâlâ da rahmetiyle tutar. Ve küçük günahlarını afuv eder. Bu takdirde keyif yapmalarıyla dahi Allah Teâlâ'nın rahmetine mazhar olurlar. Bu rahmete mazhar olabilmek için, birbirinin hatalarından göz kapatmaları da gerekir. ...

 

5. Aile tanzîminin beşinci esası, henüz genç yaşta iken evliliktir. Nitekim Ebû Dâvûd’un, Neseî’nin ve Hakim’in de tahric ettikleri Mâ’kil bin Yesar radıyallâhu anh’tan ve Enes bin Mâlik’ten gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş­tur:

“Kocasını seven (hizmetine koşan ve gü­lümseyen) doğurmaya kabiliyetli genç kadınlarla evlenin. Çünkü muhakkak Ben si­zin çokluğunuzla iftihar ederim.”

Bu hadîs-i şerîfteki ‘den murad, na­zik sözleriyle sevimli, kocasının hizmetine koşar, güler yüzle karşılar, edebli kadındır. ‘den murad, doğurmaya kabiliyetli genç kadındır. Ailenin tanziminde beşinci esas, birbirine gülümsemeleri, birbirini sevgiyle karşılamalarıdır. Böyle olanların evinde şeytanın yeri yoktur.

İffet yolunun en kuvvetlisi, evlenmeyi tehir etmemektir. Çünkü evlilik, gerek erkek ve gerekse kadının hakkında, dîninin yarısının ta­miri demektir. Bu itibarla Müslim ve Buharî’nin tahric ettikleri Abdullah bin Mesûd’dan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:

“Ey gençler cemaati! Sizden kimin evlenmeye gücü yeterse, hemen evlensin. Zira evlilik gözü (haramdan) daha yumdurucu ve namusu da daha koruyucudur. Ki­min de gücü yetmiyorsa, oruç tutmaya de­vam etsin. Çünkü oruç onun için (zinadan korunmak hususunda) hayaları için bir uyuş­madır.” buyurmuştur.

Zamanımızda bazı gençler, fakirlik endişesinden dolayı evlenmeyi geciktirir ve iffet­lerini de korumazlar. En azında istimnâ yol­larını, daha aşırıları zina yollarını tercih eder­ler. Bu çok çirkin ve haram olan yollardır.

Çünkü istimnâya her ne kadar zinaya mahkum olanın hakkında cevaz verildiyse de, cumhûr-u ehli ilim haram kılmışlardır. Sonra cevaz, zinaya mahkum gâfil bir gencin yatağına yahud odasına fâcire bir kadının girmesi halinde zinaya mahkum olmasındadır;yoksa, “Bunu işlemezsem zina işleyeceğim” diye hayalî korkuda değildir. Şu halde fakir­lik endişesinden dolayı izdivac tehir veya terk edilemez. Nitekim Tirmizî, Neseî, İbnu Mâce ve Hâkim’in de tahric ettikleri, Ebî Hureyre radıyallâhu anh’tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Üç kişi vardır; Allah’ın kendilerine yardım etmesi, gerçek bir va’dle sabittir:

a) Ödemeyi kasdeden mükâteb köleye;

b) İffeti kasdederek evlenene;

c) Allah yo­lunda cihad edene.”

Cihadın birçok çeşitleri vardır, şehvetiyle çarpışıp oruçla teskin eden, şübhesiz mücahiddir. Şehvet bakımından nefsle cihad, müsbet ve menfî olmak üzere iki kısımdır: Müsbet; oruçla şehveti teskin etmektir ki, bir önceki hadiste tasrih edilmişti. Menfî; husye­leri dövmek veyahud ilaçla şehveti öldür­mektir. Yahud ruhbanlar gibi büsbütün, kadı­nın erkekten, erkeğin kadından kaçmasıdır. Bu ise Müslim ve Buharî’nin birlikte tahric et­tikleri Sa'd bin Ebî Vakkas’ın hadîsinden an­laşılmıştır. Muşârun ileyh diyor ki:

“Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Osman bin Maz’ûn’un büsbütün ka­dınlardan kesilmesini reddetti, şayet ona izin verseydi, hepimiz birlikte husyelerimizi dövdürürdük (ki kadınlara muhtaç olmayalım).”

6. Ailenin tanziminde altıncı esas, bir aile­nin diğerini ziyaret etmesi halinde, kadın ve erkeklerin birbirlerinden ayrı oturmalarıdır; erkeklerin lâkırdı seslerini kadınlara, kadınla­rın da lakırdı seslerini erkeklere işittirmemeleridir. Kalbi katmerleşmiş, psikoloji olarak alışkın, kötü huylu erkekler ve kadınlar müstesna, normal, takva sahibi olan mü’minler, ses yükseltmekten tab’en tiksinirler. Bu tiksinme imanın gayretinden meydana gelmektedir. Muhtemelen, gayretli olan bazı erkekler, içlerindeki bu aslanlık hissini zorluğa katlanarak gizlerler. Bazı ehli ilim: “işitenlerin ihtiyacları fevkinde ses yükseltmeyin. Zira ses yükseltme, rûhen insana azab vermektedir.” demiştir. Ne güzel bir ölçü!.. Özellikle daimî bir surette kalbî zikirle meşgul olmayan has­ta insanlar, birbirinin seslerinden etkilenirler. Bu itibarla Allah Teâlâ EI-Ahzab sûresinin, 32. ayetinde şöyle buyurmuştur:

“...Ve (yabancı erkekler bulunduğu takdirde) sesi incelterek söylemeyin ki, kalbinde hastalık bulunan kimse kötü ümide kapıl­masın..."

Bu ayet-i kerîme her ne kadar ezvâc-ı tâhirat hakkında emrolunsa da, hitab umu­mîdir. Kalbinde daimî zikir olmayan kimse, özellikle gençlikte şehvet duygusu ile has­tadır. İyi niyetli olsa dahi genç erkek, kadın­ların ince narin seslerinden; böylece kadın, erkeğin yumuşak tatlı sözlerinden etkilenir.

Bunun için, konuşmak mecburiyeti olduğu takdirde kapıyı takırdayarak haber vermek gerekir. Maatteessüf bugünkü cemaatler arasında bu edeb mâtem-i umûmîye ve hayale uğramıştır. Nitekim bu da yine EI-Ahzab sûresinin:

“...Onlar(Peygamber’in tertemiz olan zevcelerin)dan bir şey istediğiniz zaman, perde arkasından isteyin. Bu hem sizin kalbleriniz, hem de onların kalblerl için daha üs­tün bir temizliktir...” mealindeki 53. ayetin­de beyan buyrulmuştur. Bu ayet dahi sair mü’minler için hükmü beyan etmektedir. Ni­tekim İbnu Kesîr, “Emr has, hitab umumîdir.” demektedir. Evet, ailenin tanzimi için üstün esaslardan biri de bu ayetlerin tatbik edilme­sidir. Binaenaleyh müridlerin, şeyhlerinin hanımlarıyla; şeyhin mürîdâne hanımlarla bera­berce oturmaları, zikir için olsa dahi meşrû değildir. Ve özellikle bu hak ve üstün olan emr, her lider ve tâbi’lerinin hakkında geçer­lidir.

Bazı ev sohbetlerinde kadın ve erkekler ayrı ayrı meclislerde zikrettikleri halde, birbirlerinin seslerini işitir ve müteessir de olurlar. Menfî olsun, müsbet olsun; tesir ve teessür söz konusu olsun olmasın, bunda dahi ölçülü hareket etmek şarttır. Özellikle mecliste bekarlar otursa daha fazla... Kahkahayla gülmeleri, lâkırdılarını işitmeleri doğru değildir. Nitekim bazı ulemâ, kadın sesinin mutlak avret olduğuna hükmettiler. Ebû Dâvûd ve İmam Mâlik’in tahric ettikleri bir hadiste:

“...Ve Kur’an’da bazınız bazıların üzerinde sesini yükseltmesin.” buyrulmuştur. Kur’an okumakta bu olduysa, sair zikirler ve normal konuşmalarda ses yükseltmek evlâ tarîkiyle haram olur.

7. Aile tanziminde yedinci esas, arkadaş ve komşulara hüsn-ü muamelede bulunmaktır. Ve aile reisinin çoluk çocuğunun nafakasında cimrilik yapmamasıdır. Nitekim Bezzâr, Hâkim ve İbnu Ebî Şeybei’nin tahric ettikleri, Ebî Hureyre radıyallâhu anh’tan gelen bir ri­vayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir adam: “Ya Rasûlallah, filanca kadın çok namaz kılar, sadaka verir, oruç tutar. Şu kadar ki diliyle komşusuna eza cefa verir.” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “O ateştedir.” buyurdu. Yine adam: “Filanca kadın, az oruç tutar, farzdan başka az nafile kılar. Ancak keş yapar, tasadduk eder, komşusuna da aslâ eza cefa vermez.” dedi. Bunun üzerine “O cennettedir.” buyurdu.

Alâ külli hal, dilbazlık yapmaksızın iki eşin birbirinin hakkına riayet etmeleri, aile tanzimi için esastır.

Müslim ve Buharî’nin ittifakla tahric ettik­leri Ebî Mes'ûd’dan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:

“Gerçekte mü’min, Allah’ın rızasını ka­zanmayı kasdettiği halde, ailesi efradına harcadığı zaman (harcaması) kendisine sa­daka olur.” buyurmuştur. Binaenaleyh, israf ve cimrilikten sakınmak şartıyla gücü nisbetinde iyale bol vermek de, ailenin tanzimi hususunda temeltaştır.

İmam Ahmed, Bezzâz ve Tabarânî’nin tahric ettikleri, Ebî Hureyre radıyallâhu anh’tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Ancak Ben sizin üzerinizde, karnınızdaki azgınlık, haya yerlerinizdeki şehvet ve helak edici nefsin hevasından korkarım.”

Bu hadîs-i şerîfte beyan buyrulan korku, şu anda zamanımızda tahakkuk etmiştir. Gençlerimizin basîret üzerinde olmaları ge­rekir. Nefsin hevâsına uymamaları, haramı yemekten sakınmaları, kötü iş olan fuhuştan, zinadan ve gazabî kuvvetin tehlikelerinden korunmaları farzdır. Binaenaleyh şuurlu müslüman gençler, şehvet ve öfkelerini yen­mekle cihad ederlerse, şuur sahibi olurlar; çarpışırlarsa, mücahid olurlar. Aksi takdirde, ya hastahane ya hapishane ya mezarhaneyi yurt edinmiş olurlar.

Ey şuurlanmak isteyen genç kardeşlerim!.. Yükünüz ağırdır. Din, namus, mukad­desat ve memleket, atalarınızdan size ema­nettir. Gelecek nesil size emanettir. Hadi as­lan olun; Allah Teâlâ'nın dînini yükseltmeye çalışın! Geçmişlerin duasına, geleceklerin övgülerine mazhar ve Allah Teâlâ’nın va’d etmiş olduğu hakimiyetle muzaffer olursu­nuz.

“Şübhesiz yer (yüzünün mülkü ve hakimi­yeti) Allah’ındır. Kullarından dilediklerini ona mirasçı kılar. Her hâlukarda güzel sonuç ise (Allah'ın korkusundan yasaklarını terk eden; sevgisinden emrlerini yerine getiren) takva sahiblerinindir.”