Gül Bebek
GÜL, MUHAMMEDİN KOKUSUNA GIPTA EDER
KOKUMU O'NUN TERİNDEN ALDIM DER
Gelişi ile kurak Badiye
yaylasını bolluk ve berekete kavuşturan istikbalin şanlı Peygamberi, gül kokulu
bebbek, derin seziş ve engin kavrayışlı sütannenin
ihtimamında büyüyor. Halime ve kocası, gül kokulu bebeğe hayran ve vurgunlar...
O'nu ilk tanıdıkları dakikadan bu tarafa harikuladelikler artarak devam ediyor.
Görünüşe sütannenin engin titizliğinde,
hakikatte ise ilahi himayede büyüyen insanlığın sultını
sallallahü aleyhi ve sellem,
iki aylık iken emeklemeye başladı; üçüncü ayda ayakta durabildi. Dördüncü ayda
duvara tutunarak yüküyebildi. Yedi aylık olduğunda
sağa-sola gidebiliyordu.
Konuşmaya başlaması da Peygamberliğine
müjde taşıyan başka bir hikmet... sekiz aylıkken anlaşılacak kadar, dokuzuncu
ayda açık bir lisanla konuştu. Konuştuğumda ilk defa ve yüksek sesle:
-La ilahe illallahü
vallahü ekber. Velhümdülillahrabbil alemin / Kendinden başka ilah olmayan
alemlerin Rabbine hamdolsun, dedi ve bundan sonra
"Bismillah" demeden hiçbir işe başlamadı.
On aylık olduğunda, ok atan öbür
çocuklarla beraber O da ok atıyordu. Yayla ahalisi hayrette:
-Sen kimsin ey çocuk? diye soruyorlar.
Harika çocuk:
-Ben arabın
en hayırlısıyım. Harbde bahadır, mızrak atmada
kuvvetliyim. Güzel ve haybetli görünüşlüyüm. Künyem, Abdülmuttalib oğlu Abdullah oğlu Muhammed'dir.
İki yaşına geldiğinde, dört yaşındaki
bir çocuk gibi gürübüz ve kopumluydu.
Daha o yaşlarda mübarek işlerde sadece
sağ elini kullandığı dikkat çekiyor.
Hazret-i Halime anlatıyor:
-Benden iki sene süt emdi. Bu zaman
zarfında daima tertemizdim. Ak-pak yavrum, gece ve gündüz muayyen vakitlerde
ihtiyacını görür, temizliği gaibden yapılırdı.
Allahü teala ekber kebiren, velhamdülillahi kesiren ve sübhanallahi bükreten ve asilen / Allah, büyüklerin
en büyüğüdür. Övgülerle en çok övülmek Allah'a mahsustur. Sabah ve akşam noksan
sıfatlardan tenzih ve kemal sıfatları ile tavsif edilerek, tesbih
edilmeye layık olan ancak Allah'tır.
Sevgili makamındaki asil çocuğun sütten
kesildiğinde bu duayı okuduğunu yine Halime anne haber veriyor. O'na sallallahü aleyhi ve selme,
hizmet etme devlet ve nimetine eren aziz sütanne, gözlerinde saadet ışığı;
inciden kelimelerle anlatmaya devam ediyor:
Diğer çocuklar gibi kat'iyyen
ağlayıp yaramazlık yapmazdı. Cıvıl cıvıl oynayan
küçüklerin bu çekici oyunlarına katılmaz ve "biz, oyun için
yaratılmadık" derdi.
Sonraki yıllarda bizzat Sevgili
Peygamberimiz, doğumlarına dair bir vak'ayı şöyle
dile getirmişlerdir.
-Dünyaya geldiğim Pazartesi gecesi Yüce
Allah, yedi kat göğü meleklerle doldurdu ki sayılarını kendisinden başka kimse
bilmez. Bu melekler, kıyamete kadar tesbih ve takdis
ile meşgullerdir. Sevabını ismim söylendiği vakit isteyerek ve severek bana salevat okuyanlara abağışlarlar.
/ Allahümme salli ala Muhammedin fil evvelin vel ahırin ve fi meleil a'la yevmiddin/
Babasız diye herkesin almaktan kaçtığı
yetim sebebiyle, bu yayla evi bolluk ve bereketten yüzüyordu. Ne kadar mes'ud ve ne kadar huzurlu idiler... ama eşsiz çocuk, artık
sütten kesilmişti. Bu ise O'nun dönüşü demekti. İki sene ne de çabuk geçmişti.
Varlığı sadece o muhterem aileye değil, bütün kabileye ilahi rahmetin inmesine
vesile oluyordu. Halime, Haris ve çocuklarına ondan uzak kalmak ve güneş yüzünü
görmemek çok zor geliyordu...
Nur yavruyu yüreklerine oturan bu acı
duygularla Mekke'ye getirdiler. Halime, ince ve zarif arabçasıyla
efendimizi annesine sevgisinin bütün sıcaklığı ile anlata anlata
bitiremedi.
Annelir en şanslısı ve en ulvisi, şüphesiz memnun ve mütebessim
ve belki de gözlerinde billur damlalar:
-Oğlum yüksek şan sahibidir.
Halime anne:
-Vallahi, yavrunuzdan daha üstün bir
insan görmedim, diyerek Amine hatunu doğruladı.
Ve bundan sonra pırlanta çocuğu yine
beraberinde götürmek için dökmedik dil bırakmadı.. Mekke sıcaktı, veba
hastalığı yaygındı. Çocuk farklı iklimden geliyordu. Allah, muhafaza buyursun
sıhhatine bir zara olabilirdi.
Amine ciğerparesine olan derin
hasretini birazcık olsun dindirdikten sonra; yerlerde ve göklerde övülen, O'ndaki
bu muhabbet ve ikna kabiliyeti sebebi ile yine kadir-kıymet sahibi, insan
evladı Halime'ye emanet etti.
Sütanneyi dinleyelim:
-O hazret-i alarak yurdumuza yöneldik.
Yolda giderken Habeş hıristiyanlarından bir grup ile
karşılaştık. Kainatın seçkini, hemen dikkatlerini çekti. Evladımı bir zaman
süzdükten sonra bizi sual yağmuruna tuttular; ve sırtına bakarak mührü ve
ceylan gözlerindeki hafif kırmızılığı gördüler.
Oğlunuzun göz ağrısından şikayeti olur
mu?
-Hayır, hiç olmadı.
-Bu çocuğu bize verir misiniz?
Karşılığında ne isterseniz ödemeye hazırız. Bizim kitabımızda "dünyaya
gelecek bir Peygamber kaldı" diyor. O peygamber, ya
geldi veya gelmesi yakındır. Çocukta bildirilen Peygambere ait izler görüyoruz.
Taklifimize razı olursanız bize büyük iyilik etmiş
olursunuz.
Halime ve kocası, bu ıssız yolda
karşılarına çıkan adamlardan bayağı korkmuşlardı. Bu sebeple son sür'at oradan uzaklaşarak evlerine gidene kadar hiç
durmadan hayvan koşturdular.
Badiye'ye sabah serinliğinde ve büyük yorgunluklarla girmişlerdir.
Halimelerde huzur şimdi yine elle tutulacak kadar canlı.
Çünkü O, dönmüştü...
Esselatü vesselamü aleyke
ya Resulallah.