HADÎSLERDE SADAKA KAVRAMI VE SOSYAL YARDIMLAŞMA
Hadîslerde "sadaka" kavramı çok yönlü olarak ifade edilmektedir. Hz. Peygamber'in (s.a.s.) "Her iyilik sadakadır"
hadîsi bunun en güzel örneklerindendir.
Hadîste geçen ve "iyilik" diye tercüme ettiğimiz "ma'rûf" kelimesi, Allah'a itaat sayılan her şeyi,
Allah'a yakınlaşmayı, insanlara iyilik etmeyi, şeriatın yapmayı emrettiği bütün
iyilikleri, yasakladığı bütün kötülüklerden uzak kalmayı ifade eden ve yüksek
sıfatlan ihtiva eden çok kapsamlı ve muhtevalı bir kelimedir. Bu itibarla
insanın yaptığı her iyilik kendisine sadaka sevabı kazandırmaktadır.
Biz bu çalışmamızda sadaka sevabı kazandıran iyilikleri sınıflandırarak
hadîslerden örnekler vermek suretiyle izah etmeye çalışacağız. Ancak asıl
konumuza geçmeden önce sadaka kelimesini ve bu
kelimenin ifade ettiği yardımlaşmanın kısımlannı
açıklamakta fayda görüyoruz.
Sadaka kelimesi ıstılâhî mânâ itibariyle "Allah nzâsı için fakirlere verilen şeylerdir." Diğer bir
ifade ile "Allah'a yakınlaşmak, sevap ve mükafat umarak verilen
şeylerdir." Yine, "Sadaka, maldan sırf Allah için muhtaçlara temlik
edilmek için çıkarılan vergidir. Bunda sıdk ve ihlâs bir esas olduğu için sadaka denilmiştir"
şeklinde tarif edilmektedir.
Sadaka iki çeşittir:
a) Farz ve vacib olan sadaka,
b)Tatavvu (nafile) olan sadaka.
Farz ve vacib olan sadaka; bütün nevilerine şamil
olmak üzere (Arazi zekâtı, hayvanlann zekâtı, ticaret
ve nakit paralann zekâtı, maden ve mücevheratın
zekâtı ve fitır sadakası gibi) verilen
zekâtlardır"
Gerek Kur'ân-ı Kerîm'de gerekse hadîs-i şeriflerde
sadaka kelimesi ile, hem farz olan zekat hem de tatavvu
(nafile) olan sadaka kasdedilmiştir. Ancak gördüğümüz
kadan ile gerek tefsirlerde gerekse meallerde sadaka
kelimesinin tarifi yapılırken, "Nisab miktarına
sahih olan ve şer'an zengin sayılan insanların,
muhtaçlara ve fakirlere sırf Allah rızasını kazanmak için verdikleri (mal
cinsinden) şeylerdir" şeklinde ele alınmıştır.
Müslümanların içinde zengin olduğu gibi zengin olmayan insanlar da vardır ve
hep olagelmiştir. Hatta zenginler, fakirlerden daha çoktur. Allah (cc) fakirlere zekatı farz kılmamış olmakla beraber her müslümanın iç aleminde daima bir takım hayırlar yapma
arzusu vardır. Çünkü Allah, insanı medeni olarak yaratmış ve herkesi hangi
seviyede olursa olsun bir takım şeylere muhtaç kılmıştır. Hal böyle olunca
zengin bir müslümanın, "Ben her sene zekatımı
veriyorum" diyerek zekatın dışında hayır yapmamazlık
edemeyeceği gibi, şer'an zengin sayılmayan müslümanlar da "Biz zengin değiliz" diyerek,
hayırdan ve hayırlı işler yapmaktan hiç bir zaman geri kalamazlar. Zira
yardımlaşma sadece mal ile değildir. Bir çok yardımlaşma şekilleri vardır.
Meselâ; "Malı olan malından sadaka versin, kuvveti olan kuvvetinden, ilmi
olan da ilminden tasaddukta bulunsun," rivayeti bunun
en güzel ifadesidir. Bu hakikat, Kur'ân-ı Kerîm'de en
güzel şekilde "İnfâk" kelimesiyle ifade edilmektedir. Bu kelime;
farz, vacib ve mendub olan
bütün zekat ve sadaka şekillerini, yardımlaşma türlerinin hepsini ihtiva eden
bir kelimedir.
"Kendilerine nzık olarak verdiğimizden infak
ederler" ayetinden hareketle, Bedîüzzaman,
infakta şu esaslara dikkat çeker:
1) Sadakayı vermekte, kendisi muhtaç olacak şekilde israfa gitmemesi,
2) Birinden alıp, başkasına vermek suretiyle halkın malından olmayıp, kendi
malından olması,
3) Minnetle in'âmın bozulmaması,
4) Fakir olmak korkusuyla sadakanın terkedilmemesi,
5) Sadakanın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı bilinmesiyle ilim, fikir,
kuvvet ve amel gibi şeylerde de muhtaç olanlara sadakanın verilmesi,
6) Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahatte değil de zaruri ihtiyaçları için
sarf etmesi lazımdır.
Görüldüğü gibi Bedîüzzaman, beşinci maddede
sadakanın, sadece mala ve paraya münhasır olmadığını bilakis maddî şeylerde
olduğu gibi manevî şeylerde de olacağını ifade ederken Peygamber Efendimiz
(s.a.v.)'in hadîslerinde zikredilen sadaka şekillerini de kısaca özetlemiş
olmaktadır.
Hayır ve hasenat yapmak isteyen her insan için maddi ve malî durumu ne olursa
olsun, iyilik yapmak, hayır işlemek ve sevap kazanmak, Allah'ın rızasına nail
olmak ve insanların yardımına koşmak, onların muhabbetlerini elde etmek gibi
hayır yollan o kadar çoktur ki, hiç kimse "Ben hayır yapmak isteriyorum, ancak imkanım yok, ne yapayım " şeklinde
mazeret beyan edemez.
Allah'a kul, Rasûlüne ümmet, Kur'an'a
talebe, İslama hadim olan herkes , içinde bulunduğu
imkanlar dahilinde sadaka verebilir. Zira sadaka sevabı kazanabileceği ve
herkesin kendi durumuna göre yapabileceği yardımlaşma şekilleri vardır. Bunları
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadîs-i şeriflerinde izah etmişler ve bunu bizzat
göstererek en güzel bir örnek ve rehber olmuşlardır.
Cenab-ı Hakk, Kur'ân-ı Kerîm'de bu hakikata bir
çok âyet-i kerimede öz olarak işaret etmiş ve emir buyurmuştur. Mesela; "Birr ve takvada, birbirinizle yardımlasınız. Günah
işlemekte ve haddi aşmak hususunda yardımlaşmayımz"
"Birr", güzel ahlak, Allah'ın emirlerini
yapıp yasakladıklarından uzak olmak, insanlara güler yüzle muamele etmek ve
onlara iyilikte bulunmak, itaat, lütuf, sıla-i rahm,
ana-babaya iyilik ve ihsanda bulunmak gibi bütün hayırları içine alan muhtevalı
bir kelimedir. Cenab-ı Hakk,
başka bir âyette "Birr"i şu şekilde
açıklamaktadır. "Birr (iyilik), yüzlerinizi
doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. Asıl "Birr"
Allah 'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve
peygamberlere iman edenin; sevdiği mallardan akrabaya, yetimlere, yoksullara,
yolda kalana, dilencilere ve köle azat etmeye verenin, namazı kılanın, zekatı
verenin, verdikleri sözleri yerine getirenlerin, sıkıntı hastalık ve şiddet zamanında
da sabredenlerin yaptıktandır. Bunlar imanlarında sadık olanlardır. Allah'ın
azabından korunanlar da işte bunlardır." Peygamberimize "Birr"den sorulunca "Güzel ahlaktır." diye
cevap vermişlerdir.
İslâmda maddi ve manevi olarak o kadar çok
yardımlaşma ve hayır yollan vardır ki, Ayni'nin (v.855) ifadesiyle "Hayır
kapıları çoktur. Allah'ın rızasına ulaştıran hayır yollan da sonsuzdur. Bir
kapı açılmadığı zaman diğer kapıya gitmek gerekir." Bize hayır kapılarını
açan bu yardımlaşmalardan;
Birincisi, şer'an zenginlerin her sene vermekle
mükellef oldukları zekattır.
İkincisi. Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî ihtiyaçlarından başka en az nisab mikdan bir mala sahib her müslümana vacip olan
sadaka-ifıtır'dır.
Üçüncüsü, yine şer'an zengin sayılanların her sene
kurban keserek, kurban etinden fakirlere de vermek suretiyle yardım etmesidir.
Dördüncüsü, Karz-ı Hasen,
yani Allah rızası için yalnızca Allah'tan ecrini istemek niyetiyle ihtiyaç
sahibi kişiye faizsiz ödünç vermektir. Bu Kur'ân-ı
Kerîm'de şu şekilde anlatılmaktadır: "O kimsedir ki, Allah için güzel bir
ödünç (karz-ı hasen) takdim
etsin de Allah ona karşılığını kat kat versin. Rızkı
daraltan da Allah 'tır, bol veren de. Yine O'na döndürüleceksiniz"
Beşincisi, bunların dışındaki yardımlaşma şekilleridir. Bu da maddî ve manevî
her türlü yardımlaşma nevilerini ihtiva etmektedir. Bunlardan hadîs-i
şeriflerden tesbit edebildiklerimizi göstermeye
çalışacağız. Zikredeceğimiz bu yardımlaşmalar sayesinde herbir
insan; hâlis, samimi ve güzel bir niyet ile hayatının bütün safhalarında ve her
anında sadaka vermiş gibi sevab kazanabilir. Bütün
ömür ağacını sadaka meyveleri ile zinetlendirebilir.
Yeter ki iradesini bu yolda kullansın ve buna azmetsin. İşte o zaman "Yann ölecekmiş gibi ahirete, hiç
ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalış" sırrına ermiş olur.
Şimdi hadîslerde ifade edilen ve hayatın her anını ve safhasını içine alan
nafile sadaka ve yardımlaşma şekillerini, maddeler halinde hadîslerden örnekler
vererek zikretmeye çalışalım.
1-Kişinin Kendisi İçin Harcadığı Yardım
Bu yardımdan insanın bizatihi kendisi için maddî harcamaları ve manevi olarak
yaptığı her türlü hayırlı şeyleri kasdetmekteyiz.
Bunları da kendi arasında kısımlara ayırabiliriz.
a) Maddî bakımdan
Bir insanın günahlara ve haramlara girmemek şartı ile zatî ihtiyaçtan için
yaptığı bütün maddi harcamaları ve masrafları kendisine sadaka sevabı
kazandırır.
Bu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in şu hadîsinde ifade edilmektedir:
"Nefsine yedirdiğin şey, senin için sadakadır"
Bir başka hadîste kişinin harcadığı en faziletli paralar sayılırken "Allah
yolunda yararlandığı vasıtası için harcadığı masraflar olduğu "
bildirilmiştir.
b) Manevî bakımdan
Bunu da üç kısma ayırmak mümkündür:
l- Günahlardan uzak durmak
Bir müslümanın, kendisini günahlardan ve kötülüklerden
uzak tutması kendisine sadaka sevabı kazandırır. Bunu şu hadîs bize
anlatmaktadır:
"Bir adam Rasûlullah'a gelerek "Ey Allah'ın
Rasûlü! hangi iş (amel) daha hayırlıdır?" der.
Peygamberimiz, "Allah'a iman ve Allah yolunda cihaddır"
buyurur. Adam, "Bunu yapamazsa?" der. Peygamberimiz de "Bir iş
becerene yardım eder ve iş beceremiyenin işini
yapıverirsin "cevabını verir. Adam, "Bunu da yapamıyorsa?"
deyince, Peygamberimiz, "Nefsini serden alıkoy. Çünkü bu da sadakadır.
Onunla nefsinden tasaddukta bulunmuş olursun"
der."
Bir başka hadîste de Hz. Peygamber (s.a.s.),
"Her müslümanın sadaka vermesi gerekir"
deyince ashab, "Ey Allah 'in Rasûlü
(sadaka verecek) bir şey bulamazsa (ne yapar)?" diye sorarlar. Hz. Peygamber de; "Eli ile çalışır, kendisine faydalı
olur ve tasaddukta bulunur" der. "Bunu da
bulamazsa?" diye sorarlar. "İşini yapamayan ihtiyaç sahibine yardım
eder", "Bunu da bulamazsa?" derler, Hz.
Peygamber de; "İyi işler yapar ve kendisini kötülüklerden ahkor, bu onun nefsi için bir sadakadır"buyurur"
Yine bir başka hadîste "...Ya Rasûlallah! bazı amelleri yapmaya gücüm yetmezse bana ne
tavsiye edersin?" diye soran bir sahabiye
Peygamberimiz "Kendini halka zarar vermekten ahkorsun.
Bu senin için nefsin için verdiğin bir sadakadır"diye
cevabını verir"
Görüldüğü gibi bir müslümanın hem kendi nefsine hem
de başkalarına zarar vermekten uzak durması o kişiye sadaka sevabı
kazandırmaktadır. Bu durum islâmda "takva"
kelimesi ile ifade edilmektedir. Çünkü takva, Allah'ın yasakladığı bütün hal ve
hareketlerden sakınmakdır. Bunun içindir ki, Kur'ân-ı Kerîm'de "Allah katında en üstün olanınız,
takva bakımından en üstün olanınızdır" buyurulmaktadır.
2- Nafile ibâdetler
Bir müslümanın yaptığı nafile ibâdetler o kişiye
sadaka sevabı kazandırmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.) bu hakikati şu
hadîslerinde ifade ederler: "Sahabe-i Kiram'dan
bazıları Hz. Peygambere "Ya
Rasûlattah! Ehl-i servet
olan zenginler (büyük büyük) sevapları alıp
gidiyorlar. Hem bizim gibi oruç tutuyorlar, hem de artan mallan ile sadaka
veriyorlar" deyince Peygamberimiz (s.a.v.) "Allah Teala
Hazretleri size tasadduk edecek bir şey vermemiş mi?
(ki böyle söylüyorsunuz.)
- Her teşbihiniz sadakadır.
- Her tekbiriniz sadakadır.
- Her tahmidiniz sadakadır.
- Her tehliliniz sadakadır... " buyurmuştur."
Bir başka hadîste Hz. Peygamber şöyle ifade eder:
"Ademoğlundan her bir insan üçyüzaltmış
/no/sı/(eklem) üzerine yaratılmıştır.
-Tekbir getiren,
- Allaha hamd eden,
-Bir tevhid cümlesi söyleyen,
-Allahı teşbih eden,
-İstiğfar cümlesini söylen,
-İnsanların gelip geçtiği yoldan bir taşı, bir dikeni
yahut bir kemik parçasını kaldırıp atan,
- Kötülüğe mani olan kimsenin, bu iyiliklerinin sayısı üçyüzaltmışa
ulaştığı takdirde o kimse o gün nefsini cehennemden azat etmiş olur"
Bir başka hadîste de üçyüzaltmış kemik ve oymak
üzerine yaratılan insanın, kuşluk vakti kılacağı iki rekat kuşluk namazı, üçyüzaltmış eklem ve oymağın o günkü sadakası yerine geçeceği ifade edilerek, "Her azanın her günki sadakasının yerini iki rekat kuşluk namazı karşılar'
buyurmuştur. Cenab-ı Hakk, Kur'ân-ı Kerîm'de kuşluk manasına gelen "ed-Duha" sûresinde "Duha vaktine yemin olsun ki..." şeklinde kasemle
başlaması, bu vakte dikkat çekmektedir.
3) İzzet ve Şerefine Dokunanlara Hakkını Helâl Etmek
İnsanın, her hangi bir maksatla kendisine yapılan haksızlıkları ve zulmü
affetmesi, izzet ve şerefini rencide eden davranışları bağışlaması da sadaka
sevabı kazandırır. Buna Hz. Peygamber'le birlikte
savaşa katılmak isteyen, ancak bineği olmadığı için bir kenara çekilip,
ağlayarak Allah'a dua eden Ulbe b. Zeyd'in (r.a.) şu kıssasını örnek gösterebiliriz.
Ulbe b. Zeyd, binek
bulamadığı için geceleyin bir kenara çekilip ağlar ve o gece namaz kıldıktan
sonra "Ey Allah'ım! Sen cihadı emrettin ve insanları ona teşvik ettin.
Sonra bana cihada gitmek için bana bir mal vermedin. Rasûlünün
elinde beni bindirecek bir imkan yoktur. Malımda, canımda, namusumda bana
yapılan her zulmü, müslümanlar için helâl ettim"
diyerek dua eder. Sonra halkla beraber sabah namazına katılır. Hz. peygamber "bu gece sadaka veren nerededir?"
diye sorar, ancak kimse cevap vermez. Bunun üzerine Hz.
peygamber tekrar "bu gece sadaka veren kimse ayağa kalksın" deyince Ulbe, ayağa kalkarak durumu kendisine anlatır. Hz. peygamber de "müjdeler olsun. Canımı kudret elinde
tutan Allah 'a yemin ederim ki, senin sadakan, kabul edilen sadakalar arasına
yazıldı" der.
Diğer bir rivayette de olay şöyle anlatılmaktadır: Hz.
Peygamber sahâbîlerini sadaka vermeye teşvik
ettiğinde, Ulbe b. Zeyd'in
yanında sadaka verecek hiç bir şeyi yoktur. Ulbe,
ayağa kalkarak "Ey Allah'ın rasûlü! Sadaka
vermeye teşvik ettin, ancak yanımda ırzımdan başka hiç bir şeyim yok. Bana
zulmedene (ona hakkımı helal etmek suretiyle) tasaddukta
bulunuyorum." der ve orada ayrılır. İkinci gün Hz.
Peygamber, "Ulbe b. Zeyd
nerede? Allah Teâlâ onun sadakasını kabul etti."
buyurmuştur.
2-Ailevî Yardımlaşma
Ailevî yardımlaşmadan maksadımız; müslüman bir
kişinin eşi ve çocukları için yaptığı bütün harcamalardır.
a) Eşine ve Çocuklarına
Hz. Peygamber bir hadîsinde, "Hanımına
yedirdiğin senin için sadakadır..." buyurmuştur.
Diğer bir hadîste "Erkeğin sırf Allah 'in rızasını kazanmak ümidiyle ev
halkına yaptığı harcama onun sadakasıdır." Bir başka hadîste de
"Veren el alan elden daha hayırlıdır. Bakmak zorunda olduğundan başla. En
hayırlı sadaka geçimi üzerine olan varlıklara ayrılan sadakadır. El açmaktan
sakınan kimseyi Allah, başkalanna muhtaç etmez."
demektedir.
Yine Peygamberimiz bir hadîsinde Suraka b. Cu'm'a şöyle demiştir: "Sana en büyük sadakanın (ya da büyük sadakalardan birisinin) hangisi olduğunu haber
vereyim mi?" Suraka "Evet, Ya Rasûlallah!" deyince,
Peygamberimiz, "Boşanıp da senden başka kendisini giydiren birisi olmayan
kızın." buyurmuştur. Yani herhangi bir sebeple boşanıp da geri babasının
yanına dönen dul kadına babasının ona bakması en büyük sadaka sevabı kazandıran
hizmetlerden birisidir. Bu hadîs, buna benzer vukua gelebilecek hâdiselerde
alınacak tavrı göstermekte ve böyle bir hastalığın tedavisi için güzel bir
reçete sunmaktadır. Aynı zamanda böyle birisinin sokağa atılmasıyla, meydana
gelecek olan bir takım huzursuzlukların ve kötülüklerin de önüne geçme yolunu bildirmektedir.
Bir başka hadîste de "Kişinin ehline yaptığı infak ve harcama o kişi için
sadaka yazılır. Kendisi ile namusunu koruduğu şey de sadakadır." buyurulmuştur. Hatta kişinin hanımına mukarenette
bulunmasının bile sadaka sevabı kazandırdığını bildiren Rasûlullah'a
ashab, "Ya Rasûlallah! birimiz şehvetini kaza ederse yine mi sevap
olur?" deyince Rasûlullah (s.a.v )
"Söyleyin, o kimse şehvetini haram yolla giderseydi, ona günah olmayacak
mıydı? İşte bunun gibi helal yol ile de şehvetini helal yolla giderirse sevaba
nail olur." diye ifade etmiştir.
b- Ana - Babasına
Kur'ân-ı Kerîm'de Cenab-ı Hakk, ana-babaya iyilik hususunda şöyle buyurur:
"Ana-babaya iyilik edin. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında
ihtiyarlığa ererlerse onlara "öf bile deme. Onlan
azarlama. Onlara çok güzel ve tatlı söz söyle. Onlara acıyarak tevazu kanadını
indir ve "Ya Rab, onlar beni çocukken nasıl terbiye
ettilerse sen de kendilerini öyle esirge," de"
Bu ayet-i kerimede beş surette ana-babaya iyilik edilmesi emredilmektedir:
1) Öf bile dememek,
2) Onlan azarlamamak,
3) Onlara güzel söz söylemek,
4) Onlara karşı mütevazi olmak,
5) Onlar için hayır duada bulunmak. Daha bir çok ayet-i kerimede ana-babaya
itaat emredilmiştir.
Peygamberimiz, cihada gitmek isteyen bir sahabiye
"Anan-baban hayatta mı?" deyince sahabi,
"evet" der. Peygamberimiz de "Git, onlara hizmet et"
talimatını verir.
Şayet ana-baba hayatta olmazsa onlar namına tasaddukta
bulunmak suretiyle hem onlara iyilik yapılmış olunur, hem de tasaddukta bulunanın kendisi de sadaka sevabı kazanır. Buna
şu hadîs güzel bir örnektir: Sa'd b. Ubâde anlatıyor: "Ey Allah 'm Rasûlü!
annem vefat etti, onun adına yapacağım sadakanın hangisi daha
faziletlidir?" dedim. Peygamberimiz "Su" buyurdular. Bunun
üzerine Sa'd bir kuyu kazar ve "Bu kuyu Sa'd'ın annesi içindir" diyerek kuyuyu tasadduk eder.
Hadîste "su"yun zikredilmesi, o zaman da
Arabistan'da en önemli ihtiyaçlardan birisinin su olması itibariyle olabilir.
Bu sebeple biz de geçmişlerimiz için tasaddukta
bulunacağımız zaman toplumun en zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak cinsten
olmasına dikkat etmemiz gerekir.
Bir başka hadîste de "Bir adam (Rasûlüllaha
gelerek), "Ey Allah'ın Rasûlü! annem vefat etti
Ben onun için tasaddukta bulunsam ona faydası olur
mu?" diye sorar. Rasûlüllah da "Evet"
deyince, adam, "Benim bir meyveliğim var, siz şahit olun ki onu annem için
tasadduk ediyorum" der."
3-Akrabalara
Ailevî yardımlaşmalardan sonra, sıra biraz daha geniş daire olan akrabaya
gelmektedir. Dinimiz de bu konuda çokça teşvikte bulunmuştur. Mesela,
"Akrabaya, yoksullara, yolda kalmışa haklarını ver. Malını da israf
etme." buyurarak bu ayette ihtiyaç sahibi olanlara yardımda bulunulması
emredilirken önce akraba zikredilerek, bir insanın önce kendi yakın
akrabalarını ve hısımlarını gözetmesine dikkat çekilmiştir. İkinci bir husus da
yardımda bulunanın kendisinin yardıma muhtaç olacak kadar fazla ileri
gitmemesinin emredilmiş olmasıdır.
Bir diğer ayette de "Şüphesiz ki Allah adaleti, iyiliği (özellikle de)
akrabaya muhtaç oldukları şeyleri vermeyi emreder..." buyurulmaktadır.
Yine bir başka ayette, Allah'a ibadet ve ana-babaya ittaatten
sonra hemen üçüncü sırada akrabalara iyilik edilmesi emredilir. Bir diğer
ayette de "Onlar hangi şeyi nafaka vereceklerini sana sorarlar. De ki,
malda vereceğiniz şey (evveliyetle) ana-babanın,
akrabaların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunun hakkıdır..." denilmektedir.
Hiç şüphesiz bu yardımların en güzeli manevi yardımdır. Bu da onların
imanlarının kurtulmasına çalışmaktır. Bu hakikata da
şu ayet işaret etmektedir: "en yakınlarını uyar.
Akrabaya yapılacak olan ikinci yardım da maddi yardımlardır. Bu yardımlar küçük
olsun büyük olsun yardım edene büyük sevaplar kazandırmaktadır.
Bunu "Akrabalar iyiliğe daha layıktır. Bu iyiliği akrabaların fakirlerine
yap." sözü çok güzel bir şekilde anlatmaktadır. Yine bir hadîste de
"En faziletli sadaka, kendisine buğz ve düşmanlık
eden akrabaya verilen sadakadır." buyurulmuştur.
Ebû Hureyre anlatıyor:
"Hz. Peygamber buyurdu: "Veren el alan
elden daha hayırlıdır. Vermek (yani bakmak) zorunda olduğundan başla. En
hayırlı sadaka geçimi üzerine olanlara ayrılan sadakadır. El açmaktan sakınan
kimseyi Allah, dilenmekten korur, içinde bulunduğu duruma kanaat edenleri Allah
başkalarına muhtaç etmez."
4- Kişi ve Toplum Açısından
a) Kişinin hizmetçisine ve işçisine yardımı
Hz. Peygamber (s.a.s.) "Kişinin hizmetinde
bulunana harcadığı sadakadır."
buyurmaktadır. Bu hadîs kişinin -esnaf ise- işçisinin ve hizmetçisinin gönlünü
hoş etmek için -aldığı ücret- dışında yapacağı bütün harcamaların sadaka sevabı
kazandıracağını bildirmekle birlikte bütün insanların gerek amir gerek esnaf
olsun hizmetinde ve raiyyetinde bulunanlara iyilik
yapmalarını ve ikramda bulunmalarını teşvik etmektedir.
b) Hastayı ziyaret
Bir müslümanın, bir hastayı ziyaret etmesi ona sadaka
sevabı kazandırır. Bu konuda Hz. Peygamber
"Hastayı ziyaret etmen sadakadır." buyurmuştur.
c) Cenazeye iştirak
Yine Peygamberimiz (s.a.s.) "Cenazeye tabi olman sadakadır."
buyurmuştur.
d) Allah yolunda olanlara yardım
Bir müslümanın din-i mübin-i
İslama hizmet edenlere yaptığı maddi ve manevi
yardımları ona sadaka sevabı kazandırmaktadır. Hz.
Peygamber (s.a.v.), "Bir erkeğin harcadığı paraların en hayırlılarını
sayarken,
"Allah yolunda yararlandığı vasıtasına harcadığı para ve Allah yolunda
harcadığı paradır." demektedir".
Her insanın bizatihi Allah yolunda hizmet etme imkanı olmayabilir. Ama vasıtası
olan vasıtasını hizmet edenlere tahsis edebilir, para yardımında bulunabilir.
e) Yol göstermek
Hz. Peygamber (s.a.s.), "Yolunu kaybeden yolcuya
yolunu göstermen senin için sadaka yazılır." buyurmuştur. Bu hadîste
belirtilen "yol gösterme", yolunu kaybeden her hangi bir yolcu için
olduğu gibi hak yoldan sapan ve manevi yolunu kaybedenler için de geçerlidir.
f) Su ikramı
Rasûlullah (s.a.v.), bir hadîsinde "Kovandan, mil'min kardeşinin kovasına su boşaltıvermen senin için
sadakadır." buyurarak kuyudan su çekip, bir mü'min
kardeşin kovasına su boşaltmak gibi bir iyiliğin dahi küçük görülmemesini ifade
ederken, buna mümasil hizmetlerin yapılmasını da teşvik etmektedir. Bir hadîste
de "Ecir bakımından su'dan daha büyük bir sadaka
yoktur." şeklinde ifade ederek "En faziletli sadaka, su ikram
etmektir." diyen Rasûlullah (s.a.v.), ihtiyaca
en güzel şekilde cevap verecek şeyin ikram edilmesine dikkat çekmiştir.
Hz. Aişe (r.anha) anlatıyor: "Ey Allah'ın Rasülü!"
dedim, verilmemesi caiz olmayan şey nedir?" " Su, tuz ve ateş!"
buyurdular. Ben tekrar: "Ey Allah 'in Rasülü
dedim. Evet suyu anladık öyledir, ama tuz ve ateş niye öyledir?" dedim. Şu
cevabı verdi: "Ey Humeyra! Kim (isteyene) ateş
verirse, bu ateşin pişirdiği herşeyi tasadduk etmiş gibi sevab
kazanır! Kim de tuz verirse, o da bu tuzun tatlandırdığı her şeyi tasadduk emiş gibi olur. Kim su bulunan yerde bir müslümüna bir içimlik su içilirse sanki bir köle azat etmiş
gibi olur, suyun bulunmadığı yerde içilirse, onu ihya etmiş gibi olur."
Bu hadîslerde de görüldüğü üzere su, tuz, ateş vs. gibi şeyleri ikram etmek
dahi olsa hiç bir iyiliği küçümsememek gerekir.
g) Tebessüm
Yine Hz. Peygamber "Mü 'min
kardeşinin yüzüne tebessüm etmen senin için sadaka yazılır." buyurarak müslüman kardeşlerimizle karşılaştığımız zaman onlara karşı
güler yüzlü olmamıza dikkat çekmekte ve bu tebessümün müslümana
sadaka sevabı kazandırdığım belirtmektedir. Bunun içindir ki, Peygamberimiz,
"Mü'min kardeşini güler yüzle karşılamak bile
olsa hiç bir iyiliği küçümseme'" buyurmuştur. Çünkü Allah rızasına mazhar olan en küçük bir iyilik, Allah'ın rızasına nail
olmayan en büyük bir işten daha büyüktür. Yeter ki Allah kabul etsin. İyilik
edilen insan ister zengin olsun ister fakir olsun, farketmez.
h) Emâneti sahibine vermek
Rasûlullah (s.a.v.) "Müslüman, emin bir
vekilharç, kendine emanet edilen bir malı gönül hoşluğu ile verdiği takdirde tasaddıık edenlerden biri olur." buyurarak iki şeye
dikkat çekmektedir:
- Müslüman emin olmalı,
- Kendine emanet edilen her hangi bir malı gerekli yere verirken, bu işi gönül
rızası ile yapmalı. Bu takdirde sadaka sevabı kazanır. Eğer gönül hoşnutluğu
ile yapılmazsa, hatıra binaen yapılırsa o zaman ihlas
ve samimiyeti kaybeder. Bu sevaptan mahrum kalabilir.
Aynı zamanda bu hadîste müslümanların birbirine
yardımcı olmasına da teşvik vardır.
ı) Borçluya mühlet vermek
Rasûlullah (s.a.s.) "Kim bir borçluya mühlet
verirse, (mühlet verdiği) her bir gün için sadaka sevabı kazanır. Kim de
borcunun vadesi geldikten sonra tehir ederse, ertelediği müddetçe her geçen gün
alacağı kadar sadaka yazılır."
Bir başka hadîste de "Bir müslümana bir şeyi iki
kere borç veren hiç bir müslüman yoktur ki, onun bu
davranışı, o şeyi bir kere sadaka vermiş gibi sadaka sevabı kazandırmış
olmasın." buyurmuştur. Görüldüğü gibi bu hadîslerde alacaklıyı gözetmek ve
gerektiğinde ona ikinci defa mühlet vermenin bile sadaka sevabı kazandıracağı
haber verilmektedir. Ancak alacaklının böyle bir niyeti de su-i istimal
etmemesi gerekir.
j) Ziraat
Bir müslüman meyvesinden ve gölgesinden veya
kendisinden istifade edebilecek bir ağaç diker ya da
bir bitki ekerse, onun için sadaka olur. Bunu Hz.
Peygamber şu hadîsleriyle ifade buyurmuştur. "Bir müslüman,
bir ağaç dikerse o ağaçtan yenilen, o kişi için sadakadır. Her hangi bir kişi o
ağaca zarar verirse yine diken kişi için sadaka olur." . Diğer bir
rivayette de "Bir müslüman bir ağaç diker veya
bitki eker de ondan bir insan veya hayvan yahut kuş yese, kıyamet gününe kadar
o kişi için sadaka olur." .
Bedîuzzaman bunu şu şekilde izah etmektedir:
"...Eğer sen istirahat ve teneffüs vaktini ruhun rahatına, kalbin
teneffüsüne medar olan namaza sarf etsen, o vakit bereketli nafaka-i dünyeviyye ile beraber senin nafaka-i uhreviyyene
ve zad-ı ahiretine ehemmiyetli bir menba olan iki maden-i manevi kazanırsın.
Birinci maden; bütün bağındaki yetiştirdiğin çiçekli olsun meyveli olsun her
nebatın, her ağacın tesbihatından güzel bir niyet ile
bir hisse alıyorsun.
İkinci maden; hem bu bağdan çıkan mahlukattan kim yese -hayvan olsun, insan
olsun, inek olsun, sinek olsun, müşteri olsun, hırsız olsun- sana bir sadaka
hükmüne geçer. Fakat o şart ile ki, sen Rezzak-ı hakiki olan Allah namına ve
izni dairesinde tasarruf etsen ve O'nün malını O'nün mahlukatına veren bir tevziat memuru nazarıyla
kendine baksan..."
Görüldüğü gibi halis bir niyetle Allah'ın rızasını kazanmak için bütün
canlıların istifadesi için ekilen- dikilen her şeyden, o kişi sadaka sevabı
kazanmaktadır. İster bu kendi çocuk-çoluğunun
rızkının temini olsun, isterse fısebilillah olsun farketmez. Çünkü her ikisinden de canlılar istifade
etmektedir.
k) Engelleri kaldırmak
Bir müslümanın hedefine ve maksadına ulaşması için
gelip geçtiği yerlerde bulunan engelleri kaldırmak ve
rahatsız edici şeyleri atmak, sadaka sevabı kazandırmaktadır.
Bu konuda Rasûlullah (s.a.v.) "Her müslümanın sadaka vermesi lazımdır" deyince bir adam
"Ya Rasûlallah! buna
kim güç yetirebilir?" diye sorar. Hz. Peygamber
de "... Yoldan eziyet verici şeyi atman bile sadakadır... "
İnsanların geçtiği yollardan, eziyet verici şeyleri,
maddî engelleri kaldırmak sadaka olduğu gibi, Allah'a götüren yollaradaki manevî engelleri de ortadan kaldırmanın daha
büyük sadaka olacağı kanaatındayız.
1) Selâma karşılık vermek
Rasûlullah (s.a.v.), bir müslümanın
verdiği selama selâmla karşılık verilmesinin sadaka sevabı kazandırdığını
bildirmek için "Bir müslümanın, selamına
karşılık verilmesi sadakadır." buyurmuştur. Bir başka hadîste de
"Nefsim yed-i kudretinde olan Allah 'a yemin olsun ki, siz birbirinizi
sevmedikçe hakiki iman etmiş olamazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi
seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız."
buyurmaktadır.
m) Misafire ikram
Yine Rasûlullah (s.a.v.), misafire ikramda bulunmayı
teşvik ederek, bu ikramın sadaka sevabı kazandırdığım haber vermişlerdir."
n) Hayır müesseseleri
İnsanların istifadesi için yaptırılan ve hayırlı işlerde kullanılmak üzere inşa
edilen bütün müesseseler ve vakıflar, müessisler ve
vakfedenler için kıyamete kadar arkalarından kedilerine sadaka sevabı
kazandıran şeylerdir. Bunun için Hz. Peygamber
(s.a.v.), bu müesseselere "sadaka-i cariye" diyerek "İnsan
öldüğü zaman, amel defteri üç sebeple açık kalır. Bunlar; sadaka-i câriye veya
kendisinden faydalanılan ilim ve yahut arkasından kendisi için dua eden salih evlat" buyurmuştur.
o) İyi muamele
Bir müslümanın her hangi bir sebepten dolayı maruz
kaldığı kötülüğe karşı iyi muamelede bulunması onun için sadaka yazılır.
Peygamberimiz bunu şu hadîslerinde belirtmişlerdir: "Sana kötü nazarla
bakan bir adama senin iyi nazarla bakman sadakadır." Yine bir başka
hadîste "İnsanlara iyi muamele etmek sadakadır."
buyurarak Allah'a isyan edilmedikçe insanlara hüsn-ü
muamelede bulunmanın ve onları görüp gözetmenin kişiye sadaka sevabı
kazandıracağını ifâde etmiştir.
p) İyiliği tavsiye, kötülüğü yasaklama
Rasûlullah (s.a.v.) bir çok hadîslerinde "Emr-i bi'l-maruf sadakadır. Nehy-i ani'l-münker
sadakadır." buyurmuş ve hayatı boyunca da bu vazifeyi en güzel şekilde ifa
etmiştir.
Her zaman olduğu gibi, özellikle bu zamanda her müslüman,
kendi seviyesine ve durumuna göre müsbet hareketle bu
vazifeyi yapmakla mükelleftir. Bu kudsî vazife
yapılırken, usûl de en az vazife kadar önem arzetmektedir.
Özellikle neyin, nerede, nasıl ve ne şekilde yapılması gerektiğinin bilinmesi
lâzımdır.
r) Güzel söz
İnsanları doğruya, hidayete ve hayırlı şeylere götüren, hayırlara vesile olan
ve sevap kazandıran her söz "kelime-i tayyibe"
ile ifade edilmektedir. Kelime-i tayyibe; kelime-i tevhid, tahmid, teşbih, Kur'an ve iman, inanç v.s. gibi bütün güzel mânâları ihtiva
etmektedir. İşte bunlara dair söylenen ve bunlarla yapılan bütün güzel şeyler,
kelime-i tayyibedir. Bunun içindir ki, Hz. Peygamber, "Kelime-i tayyibe
sadakadır." buyurarak, insanların hayır söylemelerini ve hayırlı şeyleri konuşmalarına
dikkat çekmiştir.
Bu konuda İbnü Battal şöyle der: "Güzel söz,
hayırlı işlerin büyüklerindendir. Çünkü Cenab-ı Hakk, "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en
güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki Iştından
bir dost olur." buyurmaktadır, diyerelc;
kötülüğü önleme fiil ile olduğu gibi bazen söz ile de olur." Eğer insan
konuştuğunda zarar verecekse o zaman susması en güzeldir. Bunun içindir ki
"Dili muhafaza etmek, en faziletli sadakadır." denmiştir. Yine meşhur
bir darb-ı mesel vardır; "Söz söylemek gümüş ise
sükût altındır". Çünkü, her doğruyu bilmek haktır. Ama her doğruyu her
yerde söylemek doğru değildir.
s) Vasıtaya bindirmek
Bir müslümanın, mü'min
kardeşine vasıtasına binerken veya eşya yükletirken yardım etmesi, o kişiye
sadaka sevabı kazandırmaktadır. Peygamber Efendimiz, "Bir kimseye,
vasıtasına binerken ya da yükünü yükletirken yardım
etmen sadakadır." buyurmuştur. Bu hadîsten hareketle, kişiyi vasıtasına
bindirmede yardım etmek, insana sadaka sevabı kazandımsa, vasıtası olanların
da, vasıtası olmayım veya yolda kalanı yahut buna benzer zor durumda kalanları
kendi vasıtalarına almak suretiyle yardımcı olmaları, daha çok sadaka sevabı
kazamaya vesile olacağı kanatadayız.
t) Ayırım yapmamak
Rasûlullah (s.a.v.) "Zengin ve f ahire yaptığın
her iyilik sadakadır." buyurarak zengin, fakir her insanın muhtaç olduğu
maddi ve manevi ihtiyaçları vardır. Bu sebeple bir insanın hangi seviyede
olursa olsun ona karşı iyilikte bulunulması gerekliliğine dikkat çekmektedir.
u) Dargınları barıştırmak
Rasûlullah (s.a.v.), "Dargın olanların arasını
bulup barıştırmak en faziletli sadakalardandır." buyurarak, herhangi bir
sebeple birbirlerine küsen iki kişinin ya da iki
grubun arasım düzeltip barıştırmak kişiye sadaka sevabı kazandırğmı
bildirir.
Cenab-ı Hakk, bu durumu Kur'ân-ı Kerîmde şu şekilde anlatmaktadır: "Mü 'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını
düzeltin ve Allah 'tan korkun ki esirgenesinîz." . Ayette de görüldüğü
gibi, iki mü'min birbirleri ile kavga ederlerse veya
bir başka sebeple birbirilerine küserlerse, onların arasının düzeltilmesi ve banştırılması emredilmiştir.
5-İlim Öğrenmek ve Öğretmek
Hz. Peygamber (s.a.v.) "En üstün, en faziletli
sadaka, müslüman bir kişinin ilim öğrenmesi sonra da
o ilmi bir müslüman kardeşine öğretmesidir."
buyurarak müslümanlan hem ilme teşvik etmiş hem de
ilim öğrenmenin ve öğretmenin en faziletli işlerden olduğunu bildirmişlerdir.
Bir hadîste de "Bilmeyene ilim öğretmek, sadakadır." selinde ifade
edilmiştir.
İlim ise okumakla elde edilir. Bunun için Kur'ân'ın
ilk emri, "oku" emridir. Ancak Kur'ân-ı
Kerîm, neyin ve nasıl okunması gerektiğine de dikkat çekerek "Rabbinin
adıyla oku" buyurmuştur. Sunuda ifade edelim ki, okunanlara Allah'ın
ismiyle başlanması gerektiği kadar, okunanlarda Allah'ın isimlerini okuyabilmek
de çok önemlidir. Nice okuyanlar vardır ki, okuduğundan habersizdir.
Netice
Buraya kadar ifade etmeye çalıştığımız sadaka şekilleri ile, İslâm'daki hayır
yollarının ne kadar çok olduğunu gösterme açısından bir kaç numune zikrettik.
Her bir müslüman, durumu ne olursa olsun, maddi ve
manevi olarak yardım elini uzatabileceği birisini bulabilir. Yine insan, hangi
makam ve mevkide bulunursa bulunsun kendisinden aşağı seviyede yardım edebileceği
insanlar olabilir. Çünkü içtimai hayatta hiç bir insan eşit seviyede değildir.
Bu sebeple herkesin; her hâl-u kârda yardım edebileceği birisi vardır.
Zikrettiğimiz hadîslerde de görüldüğü üzere İslâm, madde ve manadan oluşan bir
hayat nizamıdır. Bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma müessesesidir. Bir
kaynaşma ve kardeş olma prensipleri mecmuasıdır. Bu sebeple eğer biz müslümanlar, gerçek manasıyla kendi benliğimize, kendi fitratımıza ve kendi kimliğimize dönebilirsek, kendi fitratımıza uygun olan İslâm'ın bu prensiplerine
uyabilirsek ve onu bütün hallerimizde, tavırlarımızda, yaşantımızda
görebilirsek ve başkalarına gösterebilirsek, kısaca biz, İslâm 'ı tam manasıyla
yaşayabilirsek, işte o zaman, bu insanlar, içinde bulundukları sefalet ve
rezaletten kurtulacaklardır. Neticede bu toplum ve bu İslâm ümmeti bir kere
daha asr-ı saadetteki gibi büyük bir saadete nail
olacak, herkes kardeş olacak, herkes dost olacak, herkes mutlu olacak ve bu
dünya gül-gülistana dönecektir. İnşaallah...
Dr. Adem DÖLEK