| |
Uhud Savaşı’nın en tehlikeli
anında Allah Resulü (s.a.s.)’in önünden ayrılmayan Ebû Talha (r.a.) gür sesi
ile,
Canım, canın için feda;
Yüzüm, yüzün için kalkandır.
anlamına gelen sözleriyle seslenirken, attığı oklar ile üzerlerine gelen
düşmanı geri püskürtüyordu. O’nun hayatı, Efendimiz (s.a.s.)’e sevginin,
bağlılığın ve onun yolunda mal ve canını feda edişin örnekleri ile doludur.
Peygamberimiz (s.a.s.)’e derinden bağlılığı ile tanınan Ebû Talha’nın
İslâm’a girmesine vesile olan ve her durumda kendisine yardımdan geri
durmayan eşi Ümmü Süleym’in de hatırlanması zarureti vardır. Zira, Ebû
Talha’nın iman, ihlâs ve fedakârlık konularında sergilediği örnek
hareketlerde Ümmü Süleym her zaman kendisine eşlik etmiştir. Bu mübarek
sahabe hanım biricik oğlu Enes’in elinden tutarak Efendimizin hizmetine
vermişti. On yaşında bir çocuk iken Efendimiz (s.a.s.)’e hizmet şerefine
nail olan Hz. Enes, O’nun (s.a.s.) irtihallerine kadar yanından
ayrılmamıştır. Hz. Enes’in babalığı olan Ebû Talha (r.a.) bu yönü ile de
Efendimiz (s.a.s.)’e yakın bir sahabedir. Hz. Enes’in asıl babası Malik’e
gelince o, imana gözünü kapatarak dünya ve âhiretini karanlıklar içinde
bırakan bir talihsizdir. Ümmü Süleym (r.a.h)’ın İslam’a girdiğini öğrenen
Malik, ona baskı yaparak tekrar küfre döndürmeye çalışır. Küfrün
karanlıklarından imanın aydınlığına dönüş yapmış olan Ümmü Süleym (r.a.h)’ın
İslâm’da kararlı olduğunu gören Malik, evden ayrılarak Suriye’ye gitmeye
karar verir. Ancak yolda aslanlara yem olmaktan kurtulamayan babanın hayatı
büyük ve ebedî bir kayıpla noktalanmış olur.
İslâm’a Girişi
Allah’a ve Resûlü’ne bağlılık yolunda kocasını kaybeden Ümmü Süleym’e, bir
müddet yalnız yaşadıktan sonra, pek çok evlenme teklifi gelir. O, bunlardan
hiçbirini kabul etmez. Daha sonra Ebû Talha ismiyle meşhur olacak Zeyd b.
Selh de, son derece zeki oluşunun yanında başka üstün özelliklere de sahip
olan bu bahtiyar kadın ile evlenmek isteyenlerden biri olarak ortaya çıkar.
Ümmü Süleym (r.a.h), gelen bu son teklif ile Allah adına büyük bir hizmeti
yapmayı düşünerek Zeyd’e şunları söyler:
“Sen henüz bir müşriksin. Bu halde iken seninle evlenmem imkânsız.
Kölelerin, elleriyle yontup yerlerde sürüdüğü, size hiçbir fayda getirmeyen,
hiçbir zararı da sizden geri çevirmeye gücü yetmeyen, ateşte yakıldığı zaman
kül olan putlara tapmaya utanmıyor musun? Eğer putlara tapmaktan vazgeçip
Allah ve Resulü’ne iman edersen seninle evlenirim. Evliliğin karşılığı
olarak senden mehir de mal da istemiyorum. Senin mehrin İslâm’a girmiş olman
olacak.” (Nesaî, “Nikah”, 63)
Ebû Talha, karşısında bulunan akıllı kadının kendisini imana davet için
yaptığı açıklamalardan oldukça etkilenmişti. Ayrıca, Müslüman olması halinde
hiçbir mal istemeyeceğini söylemesi, onun büyük bir hakikate gönül
bağladığını gösteriyordu. Kısa bir düşünme faslından sonra İslâm’a girdiğini
ilan eden Ebû Talha’nın başına bir devlet kuşu konmuştu. O, bu kararı ile
dünya ve âhirette kurtuluş yoluna girerken, Ümmü Süleym (r.a.h) gibi
bahtiyar bir kadın ile de evlenmiş oluyordu.
Ebû Talha Müslüman olur olmaz Medine’de Efendimiz (s.a.s.)’in göndermiş
olduğu Kur’an hocası Hz. Mus’ab’ın yanına giderek, ondan iman ve İslâm’a
dair sohbetler dinleyip Kur’an okumaya başladı.
Mücahede Hayatı
Ebû Talha (r.a.), İslâm’la şereflenince, hemen Allah Resulü (s.a.s.)’nü
sordu. O’nun, Mekke’deki ashabı ile birlikte müşriklerin işkencelerine maruz
kaldığını öğrenince, bu mazlum insanları çektikleri ızdıraptan kurtarmak
için onları yurtlarında barındırmaya karar verdi. Bu kudsi daveti
Peygamberimize ulaştırmak üzere Mekke’ye giden Hz. Ebû Talha, II. Akabe’de
Efendimiz (s.a.s.)’in mübarek elini sıkarken, O’nun davası yolunda gerekirse
ölüme dahi hazır olduğunu ifade etti.
Medine’nin zenginlerinden olan ve Müslümanlığından önce evinde topladığı
arkadaşlarına içki ve yemek ikram etmekten zevk alan Ebû Talha, cömertliği
ile meşhur bir zat idi. Bu sebeple geniş bir çevresi olan Ebû Talha (r.a.),
arkadaşlarının da çoğunun İslâm’a girmesine vesile oldu. Hicretten sonra
Efendimiz (s.a.s.) ve ashabının zaman zaman toplantı yeri olan Ebû Talha
hazretlerinin bu evi, Efendimiz (s.a.s.)’in Ensar ile Muhacir arasında
kardeşlik ilan ettiği o kutlu hadisenin cereyan yeri olma şerefine de nail
olmuştur. Peygamberimiz (s.a.s.), o gün Ebû Talha (r.a.) ile Ebû Ubeyde b.
Cerrah’ı kardeş ilan etmişti. Bu kardeşlik, Ebû Talha’nın manevi kazançlar
elde etmesine vesile olmuştu.
Ebu Talha, savaşlarda canıyla, normal zamanlarda malıyla cömertti. Sesi çok
gürdü ve dolayısıyla düşmana korku salardı. Bedir savaşına da katılmıştı,
ancak O’nun savaş meydanlarındaki kahramanlığı ve Efendimiz (s.a.s.)’in
yolunda dillere destan fedakârlığı asıl Uhud’da ortaya çıktı. Zira, bu
savaşın bir bölümünde İslâm ordusu içinde dağılma yaşanmış ve müşrikler
bütün güçleri ile Allah Resulü (s.a.s.)’nü hedef almışlardı. Savaşın bu
kritik anında Peygamberimiz (s.a.s.)’in önünde savaşan on beş kadar fedakâr
insandan biri de Ebû Talha idi. O’nun isabetli ve seri bir şekilde ok attığı
bilinmekteydi. Uhud’da bütün savaş mahareti ve cesaretini ortaya koyan Ebû
Talha, Peygamberimiz’in (s.a.s.) huzurunda yerini alarak, bir taraftan
düşmandan gelecek oklara karşı göksünü siper ediyor, bir taraftan da “Anam
babam sana feda olsun Yâ Resülallah! Arkamdan çıkma ki, sana herhangi bir ok
isabet etmesin!” diyordu. O, üzerlerine gelen düşmanı püskürtmek üzere ok
atarken, gür sesi ile Efendimiz (s.a.s.)’e:
Canım, canın için feda;
Yüzüm, yüzün için kalkandır.
şeklinde hitap ediyor ve düşmana da gereken dersi veriyordu. Zira, Efendimiz
(s.a.s.)’in etrafında O’nun canını kendi canlarına tercih eden ve bu uğurda
ölmeye hazır sahabelerin mübarek vücutlarından meydana gelen bir kale vardı.
Onların bu ruh hali düşman için yeterli bir dersti.
Bedir ve Uhud’dan sonraki bütün savaşlarda da Ebû Talha (r.a.), Efendimiz
(s.a.s.)’in yanından ayrılmamıştı. Huneyn Savaşı’nın başlangıcında
Müslümanların pusuya düşerek zor anlar yaşadığı anda da fedakârlık ve
kahramanlığını ortaya koyan Ebû Talha (r.a.), o gün yirmi dokuz tane müşrik
öldürmesi ile dillere destan olmuştu. Zira, o ve arkadaşları, bu gayretleri
ile savaşın Müslüman’lar lehine sonuçlanmasında etkili olmuşlardı.
Saadet asrında yapılan savaşlarda Ebû Talha (r.a.), Efendimiz (s.a.s.)’e
yakın yerlerde bulunmaya dikkat ederdi. O, bu savaşlarda büyük bir gayret
ile mücadele edebilmek için nafile oruç tutup kuvvetten düşmek istemiyordu.
Bu durumu anlatan Hz. Enes (r.a.), Hz. Ebû Talha’nın Efendimiz (s.a.s.)
döneminde hiç nafile oruç tutmadığını, irtihallerinden sonra ise, Ramazan ve
Kurban bayramı günleri hariç, otuz seneyi aşkın nafile orucunu bırakmadığını
belirtmiştir.
Efendimiz (s.a.s.)’in vefatından sonra, pek çok sahabe gibi, Ebû Talha da
Medine’de kalmaya dayanamayıp Şam’a hicret etti ve bir müddet orada ilim
neşretmekle vakit geçirdi. Zira, her köşesinde canları kadar sevdikleri
Peygamberimiz (s.a.s.)’e ait hatıralarla dolu olan bu şehirde kalmak onlara
ağır geliyordu.
Hayatının Son Seneleri ve Kıbrıs Fethine Katılması
Hz. Ömer’in hilafeti döneminde kendisine yapılan davete icabet eden Hz. Ebû
Talha (r.a.), Medine’ye dönmüş ve Hz. Osman ile Hz. Ali dönemlerinin sonuna
kadar ibadet ve ilim neşretmekle sakin bir hayat geçirmişti. Hz. Ömer
(r.a.), kendisine çok güvenirdi. Vefatını müteakip yerine geçecek halifeyi
seçme işinde, 6 halife namzedinin toplandığı odanın kapısını tutmasını ondan
istemişti. O da Ensar’dan 50 kişiyi yanına alarak kapıyı tuttu ve halife
seçilinceye kadar 3 gün evi bekledi.
Hz. Muaviye dönemine gelindiğinde oldukça yaşlanan Hz. Ebu Talha, bir gün
Kur’an okurken, “Ey mü’minler, gerek hafif gerek ağırlıklı olarak hep
birlikte seferber olunuz. Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad
ediniz!” (Tevbe, 9/41) âyetinden çok etkilenmişti. Bu âyetten, “Genç de
olsak, ihtiyar da olsak bize savaşa çıkmak emrediliyor.” manâsını çıkaran
Ebû Talha (r.a.), Allah yolunda cihad için yola çıkmak istediğini
yetkililere bildirdi. Artık çok yaşlanmış olan Hz. Ebû Talha’nın bu kararını
öğrenen çocukları, ona “Allah sana merhamet etsin. Allah Resulü (s.a.s.)
vefat edinceye kadar O’nunla birlikte savaştın… Sen otur da, senin yerine
biz savaşalım” dediler. Ebû Talha kararından vazgeçmeyeceğini ifade ederek,
“Benim için hazırlık yapınız” dedi. Bu sırada İslâm ordularından bir kısmı
Kıbrıs’a gidiyordu. Hz. Ebû Talha da onlarla birlikte Kıbrıs’a kadar gitti.
Aralarında bazı sahabelerin de bulunduğu İslâm askerleri Kıbrıs’ı
fethetmişlerdi. Savaş sonunda Hz. Ebû Talha ortada görünmüyordu. Nihayet
yedi gün sonra onu şehid olarak yerde yatarken bululduklarında cesedinin hiç
bozulmamış olduğunu görmüşlerdi. Kandehlevi’nin yapmış olduğu araştırmalara
göre Kıbrıs’ta şehid olmuş olan Hz. Ebû Talha (r.a.) orada defnedilmiştir.
Ebû Talha’nın Allah Resulü (s.a.s.) Yanındaki Makamı
Ebû Talha (r.a.) ile Efendimiz (s.a.s.) arasında derin bir muhabbet vardı.
Savaş veya barış zamanlarında kötü niyetli birinin Allah Resulü (s.a.s.)’ne
saldırmasından endişe eden Ebû Talha (r.a.), O’na gelecek tehlikelere karşı
her zaman dikkatli idi. Bir gün, Medine’nin dışında bir gürültü işitilmişti.
Efendimiz (s.a.s.), sahabelerden önce davranıp Ebû Talha (r.a.)’nın atına
binerek gürültünün geldiği yere gitmişti. Gürültü üzerine Ebu Talha ve daha
bazı sahabeler de dışarı çıktıklarında bir de ne görsünler, Allah Resulü
(s.a.s.), herkesten önce gitmiş, haberi tahkik etmiş ve geri dönüyordu.
“Korkacak bir şey yok; ben Ebu Talha’nın bu atını pek rahvan, pek hızlı
buldum” buyurdu. Oysa at, ağırlığıyla biliniyordu; Rasûlüllah’ın altında
hızlanmıştı. (Buhari, “Cihad”, 46, 82; Müslim, “Fezail”, 48).
Ebû Talha’yı Efendimiz (s.a.s.)’e yakın kılan başka üstün özelliklerin
başında onun Allah için her türlü fedakârlığı göstermesi gelmektedir. Ebû
Talha’nın, hakkında ayet inen fedakâr davranışlarından biri de şudur:
Allah Resulü (s.a.s.)’nün mübarek hadislerini toplamak için O’nun huzurundan
ayrılmayan Ebû Hureyre, bir gün açlıktan ayakta duramayacak hale gelmişti.
Bu durumunu gelip Efendimiz (s.a.s.)’e arz etti. Onun açlığını gidermek için
evinde yedirecek bir şey bulamayan Efendimiz (s.a.s.), Mescid’de bulunan
ashabına durumu açıklamıştı. Peygamberimiz (s.a.s.)’in vermiş olduğu bu
haberi Ebû Talha işitir işitmez hemen ayağa kalkarak: “Ya Rasûlellah, onu
ben misafir edeyim” dedi. Sonra da alıp evine götürdü. Ama evde o anda
çorbadan başka bir şey yoktu. O da ihtimal çocuklar için pişmişti. Bunun
üzerine karı koca aralarında konuştular: “Bu gece çorbayı Allah Rasûlü’nün
misafirine yedirelim. Biz bugün de bir şey yemeyebiliriz. Çocukları ikna
edip yatıralım...” dediler ve şöyle bir plan kurdular: Yemek sofraya
konunca, hanım yanlışlıkla mumu söndürecek ve ev sahibi kaşığını boş getirip
götürecekti.. zira çorba iki kişiyi doyuracak kadar değildi.. böylece
misafir de karnını doyuracaktı. Plânladıkları gibi de yaptılar. Derken sabah
oldu ve sabah namazında da Allah Rasûlü’nün arkasında yerlerini aldılar.
Allah Rasûlü (s.a.s.) sabah namazını kıldırdı. Yüzünü onlara döndü, sonra da
Ebû Talha’yı ve Ebû Hureyre’yi arayarak onlara sordu. “Bu gece ne yaptınız
ki, hakkınızda, “Kendileri sıkıntı içinde bulunsalar dahi, başkalarını kendi
nefislerine tercih ederler” (Haşr, 59/9) âyeti nazil oldu,” buyurdular. (Buharî,
“Tefsir”, 6)
Bir defasında Ebu Talha (r.a.), hanımı Ümm-ü Süleym’e “Rasûlüllah’ın sesi
çok zayıf çıkıyor, aç olmalı; bir şeyler hazırla da gönderelim” dedi. Oğlu
Enes’le arpa ekmeği gönderebildiler. Rasûlüllah Mescid’de bazı sahâbileriyle
oturuyordu. Onlara, “Haydin, Ebu Talha’nın evine gidelim” dedi.
Rasûlüllah’ın o kadar sahabisiyle geldiğini görünce Ebu Talha telaşlandı.
Fakat hanımı Ümm Süleym, “Rasûlüllah var, telaşa gerek yok” dedi. Rasûlüllah
Ümm-ü Süleym’e “Evinde ne varsa getir” buyurdular. Ümm-ü Süleym, arpa
ekmekleriyle birlikte biraz da tereyağı getirdi. Rasûlüllah onların üzerine
bereket duası okudu. O az tereyağlı ekmekten gelen sahâbiler onar onar
yediler. Tamamı 70-80 kişi vardı. Hepsi doyup kalktığında yemek hiç yenmemiş
gibi duruyordu. (Buharî, 8:680)
Ebû Talha, Yüce Allah’ın emirlerini yerine getirme konusunda da oldukça
hassas bir yapıya sahipti. İçkinin yasaklanmasını bildiren ayet nazil olduğu
zaman, o hiç tereddüt göstermeden Allah’ın emrini yerine getirmişti.
İslâm’dan önce içkiye düşkün olarak tanınan Ebû Talha, arkadaşlarını
toplayıp evinde içkili ziyafetler verirdi. Yüce Allah, emir ve yasaklarını
yavaş yavaş insanlara bildirmişti. Sarhoş edici içkileri de tedrici olarak
yasaklamıştı. Önce Mekke’de nazil olan bir ayette güzel bir rızık olmadığı
işaret edildi. (Nahl, 16/67) Sonra kötülük ve günah tarafının faydasından
daha çok olduğu belirtildi. (Bakara, 2/219) Daha sonra da içkili iken namaza
yaklaşılmaması (Nisa, 4/43) emredildi. Nihai hüküm olarak içkinin haram
kılındığı ferman edildi. (Maide, 5/90-91) Bu kesin hükümden sonra gelişen
olayı Ebû Talha’nın evlatlığı Enes anlatıyor: “Ben, bir gün Ebû Talha’nın
evinde içki sofrasında kadehleri dolduruyor, sâkilik yapıyordum. Onlar da
içmeye devam ediyorlardı. Tam bu sırada dışarıdan Allah Resulü (s.a.s.)’nün
münadisinin sesi duyuldu. O, “Ey iman edenler! Şarap, kumar, putlara kurban
kesilen sunaklar, fal okları, şeytana ait murdar işlerden başka bir şey
değildir. Bunlardan geri durun ki felah bulasınız. Şarap ve kumarla şeytanın
yapmak istediği tek şey, sizin aranıza düşmanlık ve kin salmak, sizi Allah’ı
zikr etmekten ve namazdan alıkoymaktır. Artık bu pis işlerden vazgeçmiyor
musunuz?” (Maide, 5/90-91) ayetini okuyordu. Ben de, bu ayeti gelip
içeridekilere haber verdim. Onlar Yüce Allah’ın “Artık içmekten vazgeçmiyor
musunuz?” ayetini işitir işitmez, başta Ebû Talha olmak üzere “Vazgeçtik,
artık içmeyeceğiz Ya Rabbi!” diyerek ellerindeki içki bardaklarını yere
attılar. Ağzına içki almış olanlar onu geri tükürdüler. Küplerdeki içkiler
boşalttı. İçki, sokaklarda aktı...” (Buharî, “Tefsir”, 10
Ebû Talha (r.a.), her konuda Allah’ın hükmü önünde tam bir teslimiyet
gösteriyordu. Meselâ, bir insan için çocuğunun vefat etmesi, kendisini
derinden sarsacak bir hadise olmasına rağmen, Ebû Talha, böyle bir haberi
aldığı zaman tam bir teslimiyetle Allah’ın hükmüne boyun eğmiştir. O’nun bu
şekilde davranmasında hanımı Ümmü Süleym’in hissesi de büyüktür. Bu konudaki
hadise şu şekilde cereyan etmiştir: Ebû Talha ile Ümmü Süleym’in
evliliklerinden bir çocuk dünyaya gelir. Evin neşesi olan bu çocuk zamanla
yürümeye başlar. Ebû Talha, bu çocuğa karşı ciddi bir ilgi göstermektedir.
Fakat bir müddet sonra çocuk hastalanır. Ebû Talha’nın dışarıda bulunduğu
bir anda çocuk vefat eder. Ümmü Süleym, oğlunun cenazesini bir kenara
bırakır. Akşam, Ebû Talha evine gelip çocuğun durumunu sorduğunda annesi,
“Çocuk istirahat buldu” diyerek hazırladığı yemekleri beyine takdim eder.
Yemekten sonra da kocası için süslenir, onun istirahatini temin eder,
üstelik ailevî münasebette de bulunurlar. Ümmü Süleym, Ebû Talha’nın sabah
namazına gedeceği bir sırada, “Ey Ebû Talha! Başkasına ait bir emanet sende
bulunsa, sahibi de emaneti geri alsa, buna kızıp üzülür müsün?” diye sorar.
Onun, “Hayır” cevabı üzerine Ümmü Süleym, “O halde oğlun da Allah’ın bize
verdiği bir emaneti idi. O, emanetini geri aldı.” deyip beşikteki ölü
çocuğunu gösterdi. Ebû Talha çocuğunun cenazesini görünce, “Allah’tan geldik
yine Allah’a döneceğiz” der ve gidip olanları Peygamberimiz (s.a.s.)’e
anlatır. Peygamberimiz (s.a.s.) “Allah gecenizi mübarek eylesin!.” buyurur.
Efendimiz (s.a.s.)’in Ebû Talha’nın ailesi ve çocukları hakkında yapmış
olduğu duanın bereketi olarak bu kutlu evde dokuz çocuk yetişmiş hepsi de
Kur’an ilimlerinde söz sahibi bilgili insanlar olmuştur (Buhari, 2: 389).
Ebû Talha’nın evine zaman zaman ziyarete gelen Efendimiz (s.a.s.), onun
çocuklarıyla ilgilenir, onlarla şakalaşır, onlara dua ederlerdi. Bazen, Ebû
Talha’nın evinde namaz kılan Allah Resulü (s.a.s.), onun çocuklarını cemaati
yaparlardı. Kandehlevî’nin Hayatü’s-Sahabe’de naklettiğine göre, Ebû
Talha’nın oğullarından Ebû Umeyr’in Nuğayr adında oynadığı bir kuşu vardı.
Bir defasında Efendimiz (s.a.s.), “Ey Ebû Umeyr! Senin Nuğayr’den ne haber”
diye sorup çocuğun gönlünü almıştı.
Ebû Talha evinde pişirilen güzel yemeklerden Efendimiz (s.a.s.)’e ikram
etmekten çok zevk alırdı. Bir defasında o, yakalamış olduğu bir tavşanı
pişirerek Efendimiz (s.a.s.)’e göndermişlerdi. (Buhari, “Sayd”, 32)
Allah tarafından ortaya konan emir ve yasakları titizlikle yerine getiren
Ebû Talha (r.a.), son derece cömertti ve Allah yolunda harcamaktan asla geri
durmazdı. Medine dışında havası ve suyu güzel olan Beyruhâ semtindeki hurma
bahçeleri ve davarları Ebû Talha’nın sevip değer verdiği malları idi.
“Sevdiğiniz mallardan infak etmedikçe birre ulaşamazsınız” (Âl-i İmrân,
3/93) ayetinin nazil olduğunu işitir işitmez, Efendimiz (s.a.s.)’e müracaat
ederek Beyruhâ’daki mallarını akrabalarına sadaka olarak bağışladığını
belirtmişti. (Buharî, 7:515)
Allah Resulü (s.a.s.)’nü sevdiği kadar ona ait hatıraları da teberrüken
yanında saklamaya çalışan Ebû Talha, Efendimiz (s.a.s.) tıraş olurken
mübarek saçlarını toplar, bunları evinde muhafaza ederdi. (Müslim, “Hacc”,
323)
Allah Resulü (s.a.s.)’ne bu derece yakın olan Ebû Talha (r.a.), O’nun acılı
anlarında da birlikte olmuştu. Efendimiz (s.a.s.)’in kızlarından birinin
vefatında, onu kabre indirilmesi görevinin Efendimiz (s.a.s.) tarafından Ebû
Talha’ya verilmesini, onun Peygamberimiz (s.a.s.)’e yakınlığını gösteren
delillerden biri olarak değerlendirebiliriz. (Buharî, “Cenaiz”, 72)
Ebû Talha’nın Efendimiz (s.a.s.)’e yakınlığını gösteren başka bir hatıra da
şudur: Efendimiz (s.a.s.)’in ahirete irtihallerinde kabr-i şeriflerini kazma
görevi de Ebû Talha’ya nasip olmuştu. (Tirmizî, “Cenaiz”, 55)
II. Akabe ve onu takip eden hicretten sonra başlayıp on sene kadar devam
eden Peygamberimiz (s.a.s.)’le beraberliği sırasında Ebû Talha (r.a.),
imanın, ihlâsın ve Allah yolunda fedakârlığın fevkalâde güzel örneklerini
sergilemiştir. Peygamberimiz (s.a.s.)’in “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir;
hangisine tabi olursanız, hidayeti bulursunuz” kutsi beyanlarında ifade
ettikleri gibi, Ebû Talha hazretleri de örnek hayatından dersler alacağımız
sahabelerden biri olma şerefine ulaşmış bir şahsiyettir.
Dr. Saim
ARI (Yeni Ümit) |
|