Ebu Ubeyde
Ümmetin emini’ olarak tanındı
Araplar arasında mertliği ve kahramanlığıyla tanınan
Ebû Ubeyde bin Cerrâh, 31
yaşındayken Ebû Bekir’in vasıtasıyla, Resûlullahın huzurunda Müslüman oldu. O günden, vefatına
kadar malıyla, mevkisiyle ve canıyla İslâmiyeti
yaymak için çalıştı. Mekke’de kâfirlerin eziyet ve işkencelerinin artması
üzerine, Peygamber efendimizin izniyle Habeşistan’a hicret etti. Hazret-i Ubeyde, Uhud savaşında büyük
kahramanlık gösterdi. Peygamber efendimiz, Ebû Ubeyde ile Sa’d bin Ebî Vakkâs Hazretleri’ni ön safta
çarpışanlara kumandan olarak seçti. Merkezde bulunan sevgili Peygamberimize
kâfirleri yaklaştırmamak için bütün güçleri ile savaştılar. Peygamber efendimiz
dahi düşmanı geriletecek şekilde yayıyla, okuyla, kılıcıyla çarpışıyordu.
Düşman gerilemiş, zafere yaklaşılmıştı. Zafer sevinciyle yerlerini terkeden Eshâb-ı kirâmın
bulundukları yerden, düşman süvârileri saldırıya geçti ve Peygamber efendimize
kadar sokuldular. İbni Kâmia
denilen müşrik, Resûlullah’ın mübârek başına kılıcını
vurdu, miğferin demiri mübârek yanağına saplandı. Hazret-i Ebû
Ubeyde, sevgili Peygamberimizin mübârek yanaklarına
batan demir halkaları dişleriyle çekip çıkarırken iki ön dişi kırıldı.
Ebû Ubeyde bin Cerrâh, kahramanlığıyla tanındığı kadar, “Eminü’l-Ümme” (ümmetin emini)
lâkabıyla da meşhur olmuştu. Resûlullah onun için:
‘’Her ümmetin bir emini vardır, bu ümmetin emini Ebû Ubeyde bin Cerrâh’tır” buyurmuştu. Hazret-i Ebû Ubeyde bin Cerrâh, fazilet
timsali ve Allahü teâlânın
emirlerinden dışarı çıkmayan bir zattı. Resûlullah
efendimizden aldığı bir emri yerine getirmek için, canını fedâdan çekinmezdi.
Askerlerine ve yakınlarına karşı çok şefkatliydi. Hazret-i Ömer, Şam’a gittiği
zaman, kendisini karşılayanlara, “Kardeşim Ebû Ubeyde nerede?” diye sorduğunda, “Geliyor efendim” diyerek
Hazret-i Ebû Ubeyde’yi
işaret etti. Sağlığında, Cennetle müjdelenen iki büyük Sahâbî
selamlaştılar. Hazret-i Ebû Ubeyde,
Hazret-i Ömer’e, “Buyurunuz yâ Emîr-el-Mü’minîn” diyerek, onu evine götürdü. Hazret-i Ömer, Ebû Ubeyde’nin evinin içini
görünce, “Nerede senin eşyan? Burada bir keçe, bir kırba gibi şeylerden başka
bir şey yok. Sen emîrsin, senin burada yiyecek bir şeyin yok mu?” buyurdu.
Hazret-i Ebû Ubeyde, ona
bir zembil getirerek, içinden birkaç lokma çıkardığında, Hazret-i Ömer ağlamaya
başladı. Bunun üzerine Ebû Ubeyde
dedi ki: Sen bizlere, “Kuşluk vakti dinlenmemize yetecek kadar şey bize kâfi”
demiştin. Bu kadarı da bizim için kuşluk dinlenmesine kâfidir. Bunun üzerine
iyice duygulanan Hazret-i Ömer, buyurdu ki: “Ey kardeşim Ebû
Ubeyde, dünya herkesi değiştirdi, yalnız seni
değiştiremedi...”
630 senesinde Peygamberimizin huzuruna Necrân’dan
bir Hıristiyan heyeti geldi. Uzun konuşmalardan sonra, Resûlullah’ın
peygamber olduğunu kabul ettiler. “Yâ Muhammed!
Senden razıyız, Eshâbından emin bir kimseyi bizimle
beraber gönder, vergilerimizi ona verelim” dediklerinde, Peygamberimiz; “Gayet
emin bir kimseyi sizinle gönderirim” buyurdu. Eshâb-ı
kirâm, emin olarak kimin şerefleneceğini merak ediyordu. Resûlullah;
“Kalk yâ Ebâ Ubeyde! Ümmetimin emini budur” buyurarak, onlarla beraber
gönderdi. Ebû Ubeyde bu
müjdeye kavuşunca sevincinden ağladı.
Ebu Ubeyde, züht ve takvâ sahibi, “ümmetin emini”, cesur,
savaşçı, adaletle hükmeden, itaatkâr bir sahâbiydi.
Diğer birçok sahâbi gibi o da, savaşlar sonunda ele
geçirilen mal ve mülke rağbet etmeyerek sade bir hayat sürdü. Şam’da 639
senesinde, veba hastalığı salgın halde olup, bir çok Müslüman’ın ölümüne sebep
olmuştu. Orta boylu, zayıf, güzel yüzlü, zeki, merhametli bir insan olan
Hazret-i Ebû Ubeyde, 58
yaşında bu salgına yakalandı. Öleceğini anlayınca, orada hazır bulunanlara
vasiyetini bildirdi ve sonra Kelime-i şehâdet
getirerek Rabbine kavuştu.