Hz. ALİ
Allah’ın
arslanı ve Resûlullahın
dâmâdı. Müslüman olanların
üçüncüsü, çocuklardan ise birincisidir.
Peygamberimiz, bazen
kuşluk vaktinde, Mekke vâdilerine dogru çıkıp gider,
Hz. Ali de, babası Ebû Tâlib’den, bütün akrabâlarından ve halktan gizli olarak
Peygamberimizle birlikte gider, namazlarını oralarda kılarlar, akşamleyin de,
dönerlerdi.
Sevgili
Peygamberimiz Allahü teâlânın emriyle Mekke’den Medîne’ye hicret ederken Hz. Ali’ye kendi yatağında yatmasını, bıraktığı emânetleri
sahiplerine vermesini söyliyerek buyurdu ki:
- Bu gece
yatağımda yat, uyu! Şu hırkamı da üzerine ört! Korkma, sana hiçbir zarar gelmez!
Hz. Ali, Peygamber
efendimizin emrettigi şekilde yattı. Habîbullah’ın yerine, hiç korkmadan, kendi nefsini fedâ
etmeye hazırdı.
Mekke-i
mükerremede kalan Eshâb-i
güzîn, Hz. Ali’nin kanadı
altına sığındılar. Resûlullahın saâdethâneleri Mekke’de olduğu müddetçe, Hz. Ali de orada kaldı. Allahın
arslanı Hz. Ali, Kureyş kâfirlerinin toplandıkları yere giderek dedi ki:
- Inşâallah-ü Teâlâ yarın Medîne-i
münevvereye gidiyorum. Bir diyeceğiniz var mı? Ben
burada iken söyleyin!
Nihâyet
Ali'de hicret etti
Hepsi
başlarını eğip, hiçbir sey söylemediler. Sabah olunca,
Hz. Ali, Resûl-i ekrem
efendimizin eşyâlarını toplayıp, Resûlullah
efendimizin Ehl-i Beyti ve kendi akrabâlari ile berâber yola koyuldu. Resûlullah efendimize, şişmiş olan ayaklarından kanlar akar
vaziyette, Kubâ’da ulaştı.
Yaya olarak
yürüdüğü bu yolculugun sonunda, Peygamberimizin
huzûruna gidemiyecek bir hâle gelmisti. Resûl-i ekrem efendimiz
bunu haber alınca, bizzat kendisi teşrif etmiş, Hz.
Ali’yi görünce hâline acımış, Onu kucaklamış, mübârek elleriyle nârin, nâzik
ayaklarını okşamış, kendisine âfiyeti için duâ buyurmustu. Bunun üzerine; (Insanlardan öyleleri vardır ki, Allahü teâlânin rızâsı için
nefsini fedâ eder) [Bakara 207] meâlindeki âyet-i celîlesi nâzil oldu.
Harbin
birinde, Hz. Ali’nin ayağına bir ok saplandı. Ok,
kemiğe girdiği için çıkarılamadı. Sonra doktor çağırdılar. Doktor dedi ki:
- Bu oku
çıkartabilirim. Fakat, çok ağrı yaptığı için tahammül edilemez. Onun için
bayıltmam lazım.
Hz. Ali söyle cevap
verdi:
-
Bayıltmana lüzûm yok. Biraz bekleyin, namaz vakti girince namaza duracağım. O
zaman ayağımdaki oku çıkartırsınız.
Dediği gibi
yaptılar. Namaza durunca ayağını yarıp oku çıkardılar, hiçbir şeyi hissetmedi.
Osman-i
Zinnûreyn’den sonra üstünlük sırası Hz. Ali’dedir. Hilâfeti, ümmetin icmâ’i ile sâbittir. Resûlullah,
kızı Hz. Fâtıma’yı ona nikâh
etmiştir. Daha önceleri de putlara saygı göstermediği için, “kerremallahü vecheh” lakâbı
verilmiştir. Allah’ın, kerîm, şerefli, mübârek kıldığı yüz, ma’nâsındadır.
Hz. Ali buyurdu
ki:
- Amellerin
en fazîletlisi, iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmek ve günâh işliyeni sevmemektir. Kim ki iyiliği emrederse, mü’minin sırtını muhkemleştirmiş, saglamlaştırmış olur. Kim de kötülüğü men eder ve ondan
vazgeçirirse, münâfığın burnunu yere sürtmüs olur.
Hz. Ali Hendek
savaşında, bir düşman askerini altedip, yere yatırdı.
Kılıcını çekti. Tam vuracağı zaman, düşman askeri Hz.
Ali’nin yüzüne tükürdü.
Hz. Ali kılıcını
kınına koydu. Onunla savaşmaktan vazgeçti. Ölümünü bekleyen kimse, bu işten bir
şey anlamadı. Hayretle kendisine sordu:
- Kılıcını
çekmiştin. Beni öldürmene hiçbir engel yokken neden vazgeçtin? Öfken birden
yatıştı.
Hz. Ali şöyle cevap
verdi:
-
Ben
kılıcımı Allah için vuruyordum. Ben Allahın arslanıyım. Nefsin esîri değilim. Sen, benim şahsıma karşı
yaptığın hareketten sonra seni öldürseydim, nefsim için öldürmüş olabilirdim.
Hâlbuki her yaptığımı Allah için yapmam lazımdır.
Hz. Ali, hayvanlarını
kuyudan su çekerek sulayan bir bedevî ile anlastı.
Kuyudan çekeceği her kova su için, bedevîden bir avuç hurma alacaktı. Hz. Ali su çekmeye başladı. Son kovayı çekerken, kovanın ipi
kopup, kova, derin kuyunun içine düştü.
Bedevî,
kızgınlıkla Hz. Ali’nin mübârek yüzüne bir tokat vurup
ücreti olan hurmayı da verdi. Hz. Ali kovayı kuyudan
çıkardı. Bedevîye verip oradan uzaklastı.
Bedevî,
Hz. Ali’nin, derin kuyudan kovayı çıkarmasına hayret
edip, kendi kendine, “Eğer onun dîni hak olmasaydı, bu derin kuyudan kovayı
çıkaramazdı. Küstahlık yapan el bana lâzım değil” diyerek elini kesip Hz. Ali’nin evine gitti.
Hz. Ali kapıyı açıp
Bedevîyi görünce, içeride bulunan Resûlullah’a haber
verdi. Peygamber efendimiz, Bedevîye, niçin böyle hatâ ettiğini sordu. Bedevî,
ağlayarak yaptığı küstahlıktan özür dileyip îmâna geldi. Resûlullah, kesik eli yerine koyup duâ buyurdu. Hak teâlânın izni ile eli sapasağlam oldu.
Ramazan-ı
şerîfin 17. Cum’a günü sabah namazına giderken, İbni Mülcem tarafından yapılan
suikastte, kılıçla alnına vurularak şehîd edildi. Diğer üç halîfe gibi Cennetle
müjdelenenlerdendir.
Hz. Ali, vefât etmek
üzere iken buyurdu ki:
- Yemînle
söylüyorum ki, umduğuma kavuştum.
Hz. Ali, Hendek
savaşında müşriklerin en azılıları ile savaştı. Savaşın iyice şiddetlendiği 22.
gün, Amr bin Abdûd adlı
müşriklerin en azılılarından biri, Hendek kenarlarına gelip meydana er istedi.
Müslümanlardan kimse Amr’in da’vetine cevap vermedi. Çünkü Resûlullahtan emir bekliyorlardı. Amr’in meydan okuması yedi kere devam etti.Yedincide Resûlullah efendimiz, Hz. Ali’yi
çağırıp huzûruna oturttu ve buyurdu ki:
- Yâ Ali! Benim atıma bin, kılıcımı al, Amr bin Abdûd’un önüne yiğitçe,
cesâretle var! Onun heybetinden, uzun boyundan endîşe etme! Ben, Hak teâlâdan sana yardım etmesi için, senin elinle
Müslümanların, bunun şerrinden kurtulmaları için duâ ediyorum.
Hz. Ali kılıcını
kuşandı. Atına bindi. Avını gözetliyerek giden bir
arslan gibi, Amr’ın önüne
varıp dedi ki:
- Yâ Amr! Duydum ki sen Kâ’be’nin karşısında ahdetmişsin ki, Kureyşten bir kişi senden iki şey istese, birini
yaparmışsın.
- Evet öyle
söz verdim.
-
Biliyorsun ben Kureyş’tenim. Senden iki şey
isteyeceğim. Hiç olmazsa birini kabûl et! Birinci isteğim, Allah’ın birliğini ve
Muhammed aleyhisselâmın O’nun Resûlü olduğunu kabûl ve
tasdîk etmendir.
- Bunu
kabûl etmiyorum, başka ne istiyorsun?
- İkinci
isteğim, bu iki kuvveti hâllerine bırakıp, Mekke-i Mükerreme’ye gitmendir.
- Bunu
kabûl ettim, yalnız Ebû Bekir, Ömer ve Osman’ın
başlarını keserim.
- Ey ahmak!
Benim başımı kesmeden onların başını nasıl kesersin?
- Yâ Ali! Sen henüz gençsin, dünyanın tadını almamışsın, ben
senin başını kesmek istemem.
- Ben Allahü teâlânın yardımı ve
Resûlünün duâsı ile senin başını kesmek isterim.
Hz. Ali’nin bu sözü
üzerine Amr, atından inip Hz. Ali’ye doğru yürüdü. Hz. Ali
de atından indi. Birbirlerine hamle ettiler. Hz. Ali
bir fırsatını bulup, Amr’ın uyluğunu, bir kılıç
darbesiyle kopardı. Artık işi bitti, diyerek geriye dönmüş gelirken, Amr, kendi kopmuş bacağını Hz.
Ali’ye fırlattı. Hz. Ali de hemen geri dönüp Amr’ı öldürdü.
Resûlullah efendimiz tekbîr
getirip buyurdu ki:
- Ali’nin
Amr bin Abdûd ile bir kere
karşılaşması, ümmetimin kıyâmete kadar olan ibâdetinden hayırlıdır.
Hz. Ali’nin hikmetli
sözleri çoktur. Bunlardan ba’zıları şunlardır:
“Affetmek
fazîlettir. Kararlı olmak metâ’dır, sahip olunan maldır. Kararsız olmak ise zâyi
olmaktır. Yalancılık hıyânettir. İnsâf rahatlık, şer küstahlıktır. Güleryüzlülük ihsândandır. Dogruluk kurtarır, yalan felâkete sürükler. Kanâat insanı
zengin yapar, yerinde kullanılmayan zenginlik azdırır. Dünya aldatır, şehvet
kandırır. Hased yıpratır, nefret çökertir.
Akıllı
kimse, günâhlarını tevbe ile örtendir. Cömert, kötülük
yapana iyilikle karşılık verendir.
Âlim; sözü,
işine uygun olandır. Âlim ilme doymaz.
Hz. Ali, Hayber kalesinin fethinde, kalenin kapisını koparıp, kalkan olarak kullanmıştır. Bu savasta Hz. Ali'nin gözleri
ağrıyordu. Resûlullah efendimiz onu çağırtarak
gözlerine üfledi ve şifa bulması için Allahü teâlâya duâ etti. Hz. Ali'nin
gözlerinde bir ağrı sızı kalmadı.
Bu savaşta,
yahudilerin meşhur pehlivanı Merhab:
-Hayber halkı iyi bilir ki: ben, gelip çatan harplerin
tutuştuğu, kızıştığı zamanlarda, tepeden tırnağa kadar silâhlanmış, cesaret ve
kahramanlığı denenmiş Merhab'ımdır. Ben, kükreyerek
geldikleri zaman aslanları bile kâh mızrakla, kâh kılıçla vurup yere
sermişimdir, diyerek Müslümanlardan er diledi. Bunun üzerine Hz. Ali:
-Ben oyum
ki: anam bana Haydar, Arslan adını takmıştır! Ben,
ormanların heybetli görünüşlü arslanı gibiyimdir.
Sizi, geniş ölçüde ve çarçabuk tepeleyici bir er kişiyimdir, diye şiir
söyleyerek Merhab'ın karşısına dikildi.
Bu şiir
Merhab'a o gece gördüğü rüyâyı hatırlattı. Rüyâsında
kendisini bir arslanın parçaladığını görmüştü. Hz. Ali, Merhab'la karşı karşıya
geldiğinde, Merhab'ın tepesine öyle bir kılıç indirdi
ki, kılıç, Merhab'ın siperlendiği kalkanını ve
demirden miğferini kesti. Başını, ikiye ayırdı. Merhab'ın başına inen kılıcının çıkardığı ses o kadar fazla
idi ki, Hayber karargâhında bulunan Ümm-i Seleme:
-Merhab'ın dişlerine kadar inen kılıcın sesini ben de
işittim, demiştir.
Hz. Ali, o gün yahudilerin en namlı kişilerinden sekizini öldürmüştür.
Hayber gazâsından dönen
Hz. Ali'ye Peygamber efendimiz:
-Yâ Ali, eğer halk, Îsâ'ya söylediklerini söylemiyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim.
O zaman herkes, bereketlenmek için, ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifâ için hastalarına verirlerdi. Seni şehid ederler. Âhirette havzımın üzerinde halîfemsin. Cennete en önce sen girersin.
Seni sevenler nurdan minberler üzerinde olur, buyurunca, Hz. Ali şükür secdesi yaptı.
Hz. Ali, Islamiyeti kabul ettikten sonra, bütün Mekke devrini teşkil
eden on üç sene Peygamber efendimizin yanında, O’nun huzur ve hizmetlerinde
bulundu. Peygamber efendimizin sevgi ve iltifatlarına kavuştu. Mekkeli müsriklerin bütün eza ve cefalarına katlanarak Peygamber
efendimizin en yakın yardımcılarından oldu.
Mescid-i Nebevi’nin
inşaatında çok gayret gösterdi. Bedr, Uhud, Hendek ve diğer bütün gazalarda bulundu ve fevkalade
gayret ve kahramanlık gösterdi. Yalnız Uhud Gazasında
on altı yerinden yara aldı. Pekçok gazada Resulallah sallallahü aleyhi ve
sellem sancağı Hz. Ali’ye
teslim etmiştir.
Vâhiy
kâtipliği yaptı
Hz. Ali, Hudeybiye Antlaşmasında sulh şartlarının yazılmasında vazife
aldı. Hayber Gazasında bulunup, büyük kahramanlıklar
gösterdi. Bu savaşta, ağır bir demir kapıyı kalkan olarak kullanmıştır. Huneyn Gazasında da büyük kahramanlıklar gösteren Hz. Ali, Tebük Gazasında, Resulullah efendimiz tarafından vazifeli olarak Medine’de
bırakıldığı için bulunamadı. Daha sonra Yemen Muharebesinde ordu kumandanı
olarak vazifelendirildi. Mekke-i mükerreme feth edilince, Kabe’deki putları imha vazifesi ona verildi.
Peygamber
efendimiz vefat edince, o yıkayıp kefenledi. Bu son mübarek vazife, ona ve Hz. Abbas, Üsame bin Zeyd, Fadl ve Kusem’e nasib oldu. Definden sonra halife seçilen Ebu Bekr’e biat edip onun devlet
işlerini yürütmede istişare ettiği zatlardan oldu ve kadılık (hakimlik)
görevlerinde bulundu. Hz. Ömer’in halifeliğine de biat
edip, halifenin danışmanı ve hakimliğini yaptı. Hz.
Osman’ın da halifeliğine biat edip, hilafet işlerinde onun vezirliğini yaptı.
Hz Osman’ın şehit
edilmesinden sonra hilafet görevini üstlendi.
660
senesinde Ramazan-i serif ayının on yedinci Cuma günü
sabah namazına giderken İbn-i Mülcem adlı bir harici tarafından, yapılan suikastte, başına kılıçla vurularak şehit edildi.
Halifeligi devrinde zuhur eden
fesatçılarla mücadele ettiğinden, ümmet sükun ve huzur bulamamıştır. Hükumet idaresinde Hz. Ömer’in
yolunu tutmuştur. Her işin emniyet ve istikamet dairesinde yapılmasına çalışır,
halka şefkat gösterirdi. Her tarafta askeri birer merkez vücude getirmişti.
Hakkında
bir kaç ayet-i kerime nazil olup, pek çok hadis-i şerifle medhedildi. Ehl-i sünnetin gözbebegi, evliyanın reisi, kerametler hazinesidir. Adalet,
ilim, cömertlik, merhamet ve diger yüksek faziletleri
kendisinde toplamıştır. Peygamber efendimiz Hz. Ali’ye
cömertlerin sultanı manasına Sultan-ül-eshiya buyurmuslardır.
Buğday
benizli, orta boylu, uzun gerdanlı, güler yüzlü, iri siyah gözlü, genis göğüslü, iri yapılı ve sık sakallı görünüşe sahib olan Hz. Ali, ilim ve amel
bakımından en yüksek derecede idi. Allah korkusundan devamli ağlardı. Namaza durunca, alem alt-üst olsa, haberi
olmazdı.
Hz. Ali'nin Hz. Fatıma'dan Hasan, Hüseyin ve
Muhsin adında 3 erkek, Zeyneb ve Ümmü Gülsüm adında iki kızı olmuştur. Hz. Fatıma'dan sonra evlendiği
hanımlarından 15 erkek, 16 kız çocuğu olmuştur.
Hz. Ali, fevkalade
beliğ ve fasih konuşurdu. Peygamber efendimizden sonra, onun derecesinde beliğ
hutbe okuyacak bir başkası yok idi. Arap lisanının ilk kaidelerini koyan odur.
Bu sebeple Kur’an-ı kerimin lisanına herkesten çok
aşina idi. Devamlı Peygamber efendimizin yanında bulunması ve onun feyizli
nurlarına ilk kavuşanlardan olması sebebiyle Kur’an'ın
hükümlerini en iyi bilen o idi. Tefsire dair birçok rivayetler bildirmiştir.
Bilhassa ayetlerin iniş sebepleri konusunda birçok rivayetleri vardır. Bu konuda
buyuruyor ki:
-Sorunuz,
bana ne sorarsanız, size cevabını veririm. Allah”ın kitabını bana sorunuz.
Vallahi bir ayet yoktur ki, ben onun gecede mi, gündüzde mi, kırda mı, dağda mı
nazil olduğunu bilmiyeyim.
Bu
sebeplerden dolayı, hakkında birçok rivayet olup, anlaşılması güç meselelerde,
onun rivayeti tercih edilmiştir. Hacc-ı Ekber’in kurban bayramı olduğuna dair olan rivayeti gibi.
Hz. Ali, Ehl-i beytten olması sebebiyle,
Peygamber efendimizin sünnetine herkesten daha fazla vakıftı. Bu hususta
herkesin müracaat kapısıydı. Bizzat Resulullah
efendimizden duyarak yazdığı bir hadis sahifesi vardı.
Bu sahife, Sahifetü Ali bin
Ebi Talib adıyla 1986’da
yayınlanmıştır. Kendisinden 586 hadis-i şerif bildirilmiştir. Bunlardan 20
tanesi hem Buhari’de, hem de Müslim’de bulunur. Bundan
başka 9 hadis-i şerif Buhari’de, 15 hadis Müslim’de,
tamamı da Ahmed bin Hanbel’in Müsned adlı kitabında
vardır.
Hz. Ali, Eshab-ı kiramın en büyük fıkıh alimlerindendi.
Halledilemeyen mevzular ona havale edilirdi. Hatta Hz.
Ömer buyurur ki:
-Şayet
Hz. Ali olmasaydı, Ömer helak olurdu.
Fikha dair bildirdiği
hükümler, Mevsûatü Fıkhı Ali bin Ebi Talib adıyla yayınlanmıştır.